Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Günal Şen, 19 yaşında başarılı bir üniversite öğrencisiyken, geçirdiği kazanın ardından boynundan aşağısı felç kaldı. Arabayı arkadaşı kullanıyordu. Orta refüje çarpan araç havalandı, üç takla attı ve yaklaşık 50 metre sürüklenerek tarlaya savruldu. “O sırada boynumdan bir ‘çıt’ sesi geldi. O sesi duyduğum an hayatımın değiştiğini hissettim” diyen Günal, hastanede gözlerini açtığında kollarını ve bacaklarını hareket ettiremediğini fark etti. Omuriliği ciddi şekilde hasar görmüştü.
Aylar süren hastane günleri, uzun ve yorucu fizik tedaviler geçirdi. Aldığı tanı omurilik felciydi. Fiziksel iyileşmenin sınırlı olduğu yerde asıl mücadele zihnin içinde başlıyordu. Ciddi bir ilişkisi vardı, evlenecekti, kazadan sonra nişanlısı ondan ayrıldı. Okulu yarım kaldı. Çalışma, evlenme, çocuk sahibi olma hayalleri bir anda silindi. Günal’ın “En zor kabul ettiğim şey bağımsızlığımı kaybetmekti” sözleri, o dönemin ağırlığını özetler nitelikte.
‘KAZAYA KADAR OMURİLİĞİN NE OLDUĞUNU BİLE TAM ANLAMIYLA BİLMEZDİM’
“Kazadan önce aktif, hareketli ve planları olan bir üniversite öğrencisiydim” diyen Günal, “Hip-hop dansı yapmayı çok severdim. Hayatımın normal akışında devam edeceğini düşünüyordum. Omuriliğin ne demek olduğunu, ne işe yaradığını bile tam anlamıyla bilmezdim. Engelli bir birey olmak ile ilgili neredeyse hiç farkındalığım yoktu diyebilirim. Bir anda her şeyin değişmesi, fiziksel kaybın yanında psikolojik olarak da çok büyük bir kırılma yarattı. Beni hiç bilmediğim bir durumun ortasında bıraktı” dedi ve ekledi:
“İnsanlar beni ‘Stickman’ ya da ‘Çubuk Adam’ olarak tanıyor. Ellerimi ve kollarımı kullanamıyorum. Bugün bilgisayarı ağzımda tuttuğum bir tahta çubukla kullanıyorum. Bugün o çubuk benim için sadece bir araç değil. Adeta vücudumun bir uzvu, şu an bilgisayarı kullanabildiğim birçok farklı cihazım olmasına rağmen çubuğumdan vazgeçemiyorum. Bu süreç, elbette çok zor ve sabır gerektirdi. Ancak ilk kez kendi başıma bir şey yapabildiğimi hissettiğim an, hayatımın yeniden başladığını hissettim. Bu fikri ortaya atan ve iki kalemi birleştirerek ilk çubuk prototipini oluşturan rahmetli dayımın da bende yeri ayrıdır. Bu sayede, internet üzerinden çalışıyorum, gelir elde ediyorum ve benim gibi evde yaşayan engelli bireylerin teknoloji sayesinde kendi hayatlarını kurabilmeleri için çalışmalar yapıyorum. Şu anda en büyük hedefim ise Neuralink beyin çipi teknolojisine kabul edilmek. Çünkü bu teknoloji benim gibi omurilik felci yaşayan insanlar için yeniden umut oldu. Şu anki aşamada beynine takılan bir çiple elektronik eşyaları kontrol edebiliyorsun, ancak ikinci aşamada omuriliğe takılan çip sayesinde tamamen sağlığına kavuşabileceksin. En azından Elon Musk böyle diyor.”

CİDDİ BİR İLİŞKİM VARDI KAZADAN SONRA NİŞANLIM BENDEN AYRILDI
Hastaneye kaldırıldıktan sonra uzun süre tedavi gördüğünü dile getiren Günal, “Bu süreçte omurilik felçli olduğumu hâlâ kabullenememiştim. Fizik tedaviye devam ederek ellerimi kısmen kullanabilmeye başladım. Zaman içinde bununla yaşamam gerektiğini öğrendim, benim için çok büyük bir yıkım olmuştu. Bağımsız hareket edebilme özgürlüğümü kaybettim. Okul hayatım yarım kaldı ve günlük yaşamım tamamen değişti. Ciddi bir ilişkim vardı, kazadan sonra nişanlım benden ayrıldı. Ancak beklemediğim bir kapı açıldı. O da teknoloji. Bilgisayar ve internet sayesinde fiziksel olarak sınırlı olsam da dünyaya yeniden bağlandım. Bugün geldiğim noktada ise teknoloji benim için sadece bir araç değil, aynı zamanda geleceğe açılan bir kapı. İnternette hem geçimimi sağlıyor hem de sosyalleşiyorum. Şu an engelli bireylerden oluşan yaklaşık 4 bin kişilik bir topluluk kurdum. Burada zaman içinde bir aile haline geldik. Neuralink beyin çipi de bu heyecan dolu yolculuğun bir sonraki adımı olabilir” bilgisini paylaştı.
Hastanede sürekli aynı soruyu düşündüğünü dile getiren Günal, “‘Benim hayatım ne olacak? Hep böyle mi kalacağım?’ diyordum. En zor kabul ettiğim şey de bağımsızlığımı kaybetmekti. Zamanla acı tamamen geçmiyor ama insan onunla yaşamayı öğreniyor. Bir süre sonra odak noktası acı değil, çözüm aramak oluyor. Bugün benim odağım da bu. ‘Teknoloji sayesinde daha bağımsız bir hayat mümkün mü?’ sorusunun cevabını aramak. Kendi emeğimle para kazanabilmek, aileme destek olabilmek ve benim gibi engelli bireylerin üretmeye başladığını görmek beni en çok mutlu eden şeyler. Bir gün Neuralink teknolojisinin benim gibi insanlara gerçekten ulaşabileceğini görmek ise en büyük motivasyonum” ifadelerine yer verdi ve ekledi:
“Ailem de bu süreçte en büyük dayanağım oldu. Uzun süre tamamen onların desteğiyle hayata tutundum. Elim kolum oldular benim de onların beyni olduğumu sık sık söylerler. Özellikle annem bana adeta bir bebek gibi bakıyor istediğim hiçbir şeyi esirgemiyor. Hatta ‘Aileme bir şey olursa ben ne yaparım’ kaygısı beni yıllarca rahat uyutmayan bir düşünceydi. Bunu söylemek biraz acı verse de eğer tedavi olamazsam annemden önce bu dünyadan gitmek isterim.”

‘BAZEN YERİ GELİYOR ENGELLİ BİR BİREY OLDUĞUMU SÖYLEMEM BİLE GEREKMİYOR’
“Dijital dünya benim özgürlüğüm oldu” diyen Günal, “Orada fiziksel engeller ortadan kalkıyor. İnsanlar sizi yaptığınız işle tanıyor. Bazen yeri geliyor engelli bir birey olduğumu söylemem bile gerekmiyor. Bu beni çok özgüvenli hissettiriyor. Dijital alan aynı zamanda kendimi ifade edebildiğim, üretebildiğim ve görünür olabildiğim bir alan haline geldi. Bilgim, emeğim ve fikirlerim ön plana çıktığında, kimliğimin sadece bir yönü olan engelim geri planda kalabiliyor. Bu durum bana eşit bir zeminde var olma hissi veriyor ve potansiyelimi daha cesurca ortaya koymamı sağlıyor. Kendi hikâyemi nasıl ve ne zaman paylaşacağıma ben karar verdiğim için de kontrol duygum güçleniyor; bu da özgürlüğümü daha anlamlı kılıyor” şeklinde konuştu.
“Diğer engelli bireylerle kurduğum bağlar bana, en büyük sorunun aslında engelin kendisi değil, fırsat eksikliği olduğunu öğretti” diyen Günal, “Birlikte paylaştığımız deneyimler sayesinde, doğru destek ve imkânlar sağlandığında herkesin potansiyelini ortaya koyabildiğini gördüm. Özellikle teknolojinin bilinçli ve doğru kullanıldığında hayatları gerçekten değiştirebildiğine, özgüveni artırdığına ve yeni kapılar açtığına yakından tanıklık ettim” bilgisini paylaştı.

‘TOPLULUK OLMANIN GÜCÜ, YALNIZ OLMADIĞINI HİSSETMEKLE BAŞLIYOR’
Bu farkındalığın bakış açısını tamamen değiştirdiğini dile getiren Günal, “Artık meseleye ‘yapamaz’ denilenler üzerinden değil, ‘Nasıl mümkün kılabiliriz?’ sorusu üzerinden yaklaşmayı öğrendim. Erişilebilirlik sağlandığında, uygun eğitim ve teknolojik destek sunulduğunda engellerin büyük ölçüde aşılabildiğini görmek bana umut verdi. Aynı zamanda, toplumsal bilinç ve kapsayıcı politikaların ne kadar hayati olduğunu daha iyi anladım. Çünkü gerçek değişim, yalnızca bireysel çabalarla değil, herkes için eşit fırsatlar sunan bir sistemle mümkün oluyor” dedi ve ekledi:
“Topluluk olmanın gücü, yalnız olmadığını hissetmekle başlıyor. Benzer deneyimlere sahip insanlarla bir araya gelmek, hem dayanışmayı güçlendiriyor hem de insanın kendine olan inancını artırıyor. Birlikte ses çıkarmak, talepleri görünür kılmak ve çözümler üretmek çok daha etkili oluyor. Temsil edilmek ise bunun en önemli parçalarından biri; medyada, eğitimde, iş hayatında ve karar mekanizmalarında yer almak, ‘Biz de buradayız’ demenin güçlü bir yolu. Doğru ve kapsayıcı temsil, hem önyargıları azaltıyor hem de yeni nesillere ilham vererek daha eşit bir gelecek için umut oluşturuyor.”

‘İÇİM KAN AĞLASA DA AİLEME BUNU HİSSETTİRMEMEYE KARAR VERDİM’
Toplumdaki en yanlış algıyı sorduğumuz Günal, “Engelli bireylerin sadece yardıma muhtaç olduğu düşüncesi. Aslında ihtiyaç olan şey yardım değil, erişim ve fırsat. Bu bakış açısı değiştiğinde, engelli bireylerin üretken, bağımsız ve topluma aktif katkı sunan bireyler olduğu daha net görülür. Asıl ihtiyaç, merdiven yerine rampa, altyazısız içerik yerine erişilebilir medya, dışlayıcı tutumlar yerine kapsayıcı bir anlayıştır. Fırsatlar eşitlendiğinde ve erişim engelleri kaldırıldığında, ‘yardıma muhtaç’ algısının yerini güç, yetenek ve başarı hikâyeleri alır. Çünkü potansiyel zaten vardır, önemli olan o potansiyelin önündeki bariyerleri kaldırmaktır” ifadelerine yer verdi.
“Vazgeçmek istediğim çok oldu ama her seferinde şunu düşündüm” diyen Günal, “Eğer ben vazgeçersem, benim durumumda olan insanların umutları da azalır. Bana sahip çıkan elim kolum olan ailem var. Şanslı hissediyorum. Kazadan sonra bir süre vazgeçmeyi düşündüm, bu sürede ailem de durumun farkındaydı. Ancak bir noktadan sonra içim kan ağlasa da aileme karşı bunu hissettirmemeye karar verdim. Onların moralini yüksek tutarsam mutlu olurum diye düşündüm. Zamanla bu pozitif ruh hali benim kişiliğime dönüştü” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Benimle aynı şeyleri yaşayanlara, ‘Hayat bitmedi, sadece değişti’ demek isterim. Bugün teknoloji sayesinde evden çalışabilir, üretebilir ve kendi hayatınızı yeniden kurabilirsiniz. Şöyle bir çıkarımım var: Tarihte bir engelle yaşamak zorunda kalan tüm bireyleri düşündüğümüzde, en şanslı nesil bizleriz. Bizleri şanslı olarak tanımlamak ne kadar doğru olur bilmem ama günümüzde imkansız diye bir şey neredeyse yok. Belki de çok yakın bir gelecekte, Neuralink gibi teknolojiler sayesinde bizim için bugün imkansız görünen şeyler mümkün olacak. Gelin güzel günleri birlikte görelim, eğer kendini yalnız hissedersen her zaman topluluğumda yerin var. Burada seninle benzer kaderi olan birçok insanla birlikte öğrendiğimiz bir aile ortamı mevcut.”
