MÜJDE IŞIL – Geçen yıl Kristen Stewart (“The Chronology of Water”) ve Kate Winslet (“Goodbye June) ile birlikte Scarlett Johansson da ilk uzun metrajına imza attı. Prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan “Eleanor the Great/Müthiş Eleanor”a adını veren Eleanor, aynı evi paylaştığı arkadaşı Bessie’nin ölümü üzerine kızı ve torunuyla yaşamak üzere New York’a taşınıyor. Kızı onu oyalansın diye Yahudi Toplum Merkezi’ndeki etkinliklere kaydettiriyor. Eleanor, burada tesadüfen holokosttan sağ kurtulanların destek grubunda buluyor kendini. Ve onlar tarafından benimsenmek için Bessie’nin holokost anılarını kendisininmiş gibi anlatmaya başlıyor.
96 yaşında ikinci başrol
Scarlett Johansson bir kadın sanatçı duyarlılığıyla yaşlı bir kadının yalnızlığına odaklanıyor bu ilk filminde. Kızı ve torunu tarafından ‘kendi kendine idare etsin’ mantığıyla hayatlarının dışında tutulan kadın, ihtiyaç duyduğu ilgiyi kendisi olarak değil, mağdur rolünü üstlendiğinde buluyor. Mağdur psikolojisini devam ettirmenin sağladığı konfor alanını anlatması açısından Yunan filmi “Pity/Zavallı” ile ortak noktaları dikkat çekici. Yaşlı ve yalnız Eleanor’un farkı ise hem yaşama bağlı ve mücadeleci hem de trajedisiz bir hayata sahip olması. Arkadaşının trajedisini üstlendiğinde acıların paylaşıldığı bir alanın parçası hissediyor kendini. Genç gazeteci ile kurduğu dostluk da yalnızlığına derman oluyor. Bu açıdan ana karakteri yaşlılar olan filmler arasında önemli bir yerde duruyor.
Senarist Tory Kamen’in esinlendiği kendi büyükannesinin hikâyesinde holokost detayı yok ve bu kurmaca olarak hikâyeye eklenmiş. Bazı sinemacılar Filistin’e destek verdikleri için kara listeye alınırken perdenin ihtiyacı olan yeni bir holokost hikâyesi miydi? Scarlett Johansson ve senarist Kamen, geçmişi sahiplenme mevzunu farklı coğrafyaların ezilenleri üzerinden yahut kurmaca bir trajediyle anlatamaz mıydı? Bu tercih ister istemez tutulan tarafı belli ederken filmde defolara da neden oluyor. Gazeteci adayı Nina’nın ödevini yaparken internetten hiçbir şeyi araştırmaması, profesyonel babasının bile bakmaması gibi… Bessie’nin kardeşinin yaşadıkları ise daha farklı bir zirveye gidecekmiş izlenimi yaratıp seyirciyi beklentiye sokuyor.
Başroldeki June Squibb, 96 yaşında. İlk başrolünü ise 2024 tarihli yaşlılık komedisi “Thelma”da oynadı. Bu ikinci başrolü ve yine çok başarılı.

Yapay zekâ yargıcı
Steven Spielberg’in yönettiği “Azınlık Raporu”nda özel polis gücü, üç kahinin öngörüleri doğrultusunda, suç işlemeden suçluları yakalıyordu. Kazak sinemacı Timur Bekmambetov’un yönettiği “Mercy/Merhamet Yok”ta ise yargılama ‘Merhamet’ adlı yapay zekâ uygulamasıyla yapılıyor. Chris Pratt 2029’da karısını öldürmekle suçlanan dedektifi, Rebecca Ferguson da yapay zekâ yargıcı Maddox’ı canlandırıyor. Yapay zekânın adalet sisteminde kullanılmasını ele alan film, “Kaçak” gibi klasik aksiyonların izinde giderken hem gerçek zamanı kullanıyor hem de yapay zekâya ne kadar güvenebileceğimizi sorguluyor. Çıkarımı dikkate değer.
