MÜJDE IŞIL – Alman yazar Marius von Mayenburg “Çirkin”i yazarken, sosyal medyanın etkinleşip güzellik algısı ve baskısını katmerleyeceğini öngörmüş müydü acaba? Yazarın 2007’de kaleme aldığı oyun her zamankinden daha güncel bugün. Ülkemizde ilk kez 2012’de İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen, sonrasında özel tiyatrolarda da uyarlamaları yapılan “Çirkin”, Bakırköy Belediye Tiyatroları’nca Yelda Baskın’ın rejisiyle seyirciyle buluşuyor yeni sezonda.
Oyunda Mühendis Lette’nin asistanı ile tanışıyoruz önce. Şirketin patronu, ürün tanıtımı için gidilecek kongrede şirketi, asistanın temsil etmesini istiyor. Lette, kendi icadını neden kendisinin tanıtmadığını sorduğunda ise ‘çirkin’ olduğu yanıtını alıyor. Karısının da çirkin olduğunu onaylamasıyla Lette hayatının en önemli kararını veriyor: Yüzüne estetik yaptırmak için ameliyat masasına yatıyor.
Tersine bir Frankenstein
“Çirkin” çığırından çıkmış güzellik takıntısını kadın değil, erkek üzerinden anlatıyor. Böylece gerçek hayatta güzellik takıntısının esas hedefi ve mağduru olan kadını tartışmanın dışında tutuyor. Genel olarak baktığımızda “Çirkin” için ‘tersine bir Frankenstein’ öyküsü demek mümkün. Bu da bir yeniden doğuş çünkü. Frankenstein’ın fiziki çirkinliği ise bu oyunda yerini algıya, ‘öyle görmeye’ bırakıyor. Çünkü oyuncular maske ya da makyajla kendilerini değiştirmeden rollerini canlandırıyorlar. Lette’nin kendi icadını tanıtamayacak kadar çirkin olarak nitelendirilmesi, seyircinin gözünde de onu çirkin yapıyor. Yani ‘sisteme inanırsanız güzellik-çirkinlik klişesi altında size istediğini algılatır’ diyor oyun.
Oyunda farklı karakterleri aynı oyuncunun canlandırması Marius von Mayenburg’un olmazsa olmazıymış. Dolayısıyla Lette’nin önce çirkin, estetik ameliyattan sonra yakışıklı olduğuna da, patronun estetik cerraha dönüşmesine de, Lette’nin karısının onlarca yaş büyük, estetikli ve zengin bir kadın olabilmesine de kolayca ikna oluyoruz. Böylece koltuklarında oyun seyreden tiyatrosever iken aynı zamanda estetik algılarının kurbanına dönüşmeyi de deneyimliyoruz. Tıpkı yazarın eleştirdiği gibi…
Tek perdelik oyunda Yelda Baskın’ın dinamik rejisi çok etkileyici. Dekor ve kostüm tasarımı da… Ütopik gibi görünen ama zamanın içindeymişçesine hissettiren bir atmosfer kurulmuş. Hem çirkin hem yakışıklı Lette rolünde Tolga İskit, onun eşi ve yaşlı kadın rolünde İlkin Tüfekçi, patron ve doktor rolünde Ali Rıza Kubilay, asistan ve oğul rolünde Can Esmeray karakterlerinin değişimini, beden hareketleri ve mimikleriyle yansıtmayı başarıyorlar. Ve oyundan geriye şu soru kalıyor: Herkes aynılaştığında farkı kim yaratacak?
İlkin Tüfekçi: ‘Ortak bir dilde değişik bir lezzet’
“‘Çirkin’ benim için çok özel bir oyun. Katmanları çok zengin bir metin. Oyunumuzun yazarı Mayenburg dili sivri ve ifade alanı sert bir yazar. Oyunculuk ve reji olarak da zor ama aynı zamanda hazzı bol bir oyun diyebilirim. Günümüzdeki güzellik algısını, estetik anlayışını mizahi bir bakışla ele alıyoruz. Oyunu farklı kılan, aynı oyuncuların hiçbir aksesuar, kostüm vs. desteği olmadan birbirinden farklı iki ayrı karakteri oynamaları diyebilirim. Yelda Baskın’ın rejisi, Kerem Çetinel’in dekor tasarımı ve Tomris Kuzu’nun kostüm tasarımı birleşince, bütünü ortak bir dilde farklı bir lezzet yarattı seyirci için de biz oyuncular için de… Zaman zaman kendimi döner sahne içinde lunapark misali eğlenirken buluyorum. Hem son derece disiplinli bir takım hem de sahnede çok eğlenen bir ekip olarak oyunun lezzetini seyirciyle paylaşmak çok keyifli.”
