MÜJDE IŞIL – Cannes Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinde hayli ses getiren “Die My Love/Geber Aşkım”, Filmkekimi’nden sonra sadece dijitalde seyirciyle buluşacaktı. Neyse ki geçtiğimiz senelerde “The Subtance/Cevher” ve “Emilia Perez”de yapıldığı gibi önce MUBI’de gösterildikten bir gün sonra sınırlı salonlarda da olsa sinemalarda gösterime girdi.
Filmde yeni anne olmuş Grace ve kocası Jackson ile tanışıyoruz. Jackson baba olduktan sonra hayatına kaldığı yerden devam ediyor. Grace ise çocuk bakımıyla ve doğum sonrası depresyonla baş başa kalıyor. Kırsaldaki yalnızlık hâli ve üstündeki annelik baskısı, Grace’in çevresiyle bağını giderek zayıflatıyor.
Arjantinli yazar Ariana Harwicz’in aynı adlı çoksatan romanından uyarlanan film, temelde Gena Rowlands’ın rol aldığı 1974 yapımı “A Woman Under the Influence”ı anımsatıyor. “Geber Aşkım”ın başlıca farkı ise kadın dayanışmasıyla yapılmış olması. Filmin senarist ve yönetmeni Lynne Ramsay, yapımcısı ve başrol oyuncusu da Jennifer Lawrence.

Manevi işkence
Ramsay, depresyonu hem yıkıcı hem de şiirsel bir dille yansıtmayı tercih etmiş. Yeni anne Grace’in kırsalda bebeğiyle baş başa bırakılmış olmasının zihninde ve duygu dünyasında yaptığı tahribatlar, Ramsay’in dünyasında manevi işkence olarak şekilleniyor. Filmde Grace’in yaşadığı stres, doğum sonrası depresyona bağlanıyor ama birkaç kısa diyalogda Grace’in aslında yazar olduğunu ve hem hamilelik sürecinde hem de doğum sonrasında yazmaktan koptuğunu öğreniyoruz. Film bunun üzerinde fazla durmuyor, Grace’in bebekle birlikte ruhsal dengesini kaybetmesine odaklanıyor. Filmdeki kadın dayanışmasının bir diğer vurgusu ise Grace’i en iyi anlayan ve onu hoş tutmaya çalışan kişinin kayınvalidesi olması. Kitapta kayınvalide daha edilgen bir karakter olarak resmediliyor.
Grace’in kocası Jackson, klişe karakterlerin aksine olabildiğince sabırlı biri. Ancak Jackson Grace’i anlayamıyor, anlayamadığı duygulara karşı ne yapacağını da bilemiyor. Geriye dönüşlerde, geçmişte birbirlerine ne kadar âşık ve ilişkilerinin ne kadar güçlü olduğunu görünce, bebekle birlikte evliliklerinin geldiği noktayı tam bir çöküş olarak nitelemek mümkün. Yönetmen Ramsay de Lawrence da izleyicinin Grace’e acımasını istemiyor. Sadece yaşadığı kontrolsüzlüğün, hayatının kendi ellerinden kayıp gidişinin ağırlığını hissettirmeyi hedefliyor. Bu da görsel açıdan tezatlıklarla ele alınıyor. Güveni temsil eden aile evinin, sakin doğanın, canlı renklerin nasıl bataklığa dönüşebileceğini gösteriliyor. Filme hâkim olan bu gözlemci tavrın bağlandığı finaldeki sarsıcı şiirsellik de etkileyici. “Geber Aşkım” Jennifer Lawrence’ın, Darren Aronofsky’nin “Mother!/Anne!”sinden beri en zorlu rolü. Grace’in kaygılarını ve umutsuzluğunu o kadar gerçekçi yansıtıyor ki. Duygu işi olduğu için anneliğin karanlık, yakıcı tarafı da olabileceğini gösteriyor. Robert Pattinson ve Nick Nolte ile beraber Sissy Spacek’in anlayışlı kayınvalide rolü de hafızalarda kalıyor.

Jennifer Lawrence: ‘İçgüdülerimi sorguladım’
“Sanırım bir oyuncu olarak her zaman içgüdülerime güvenmişimdir. Çocuklarım olduktan sonra sadece bir film yaptım ve anne rolünü oynamadım. Bu filmde ise bir anneyim, anne rolünü oynuyorum ve içgüdülerim var. Ama bu içgüdüler, benim yapacağım şeylerle veya bir durumu ele alma şeklimle açıkça zıttı. Bu yüzden, içgüdülerimi sorgulamak veya içgüdülerimi geri çekmek zorunda kalmakla ilk kez karşı karşıya kaldım. Çünkü normalde içgüdülerime güvenirim. Ve bu filmde, içgüdülerim bir tür tuzak gibiydi.”
- Milliyet Sanat’ın Ocak 2026 sayısından alıntılanmıştır.
