Burada kitap değil, insan seçiliyor! Her derde bir kişi, sayfa değil hayat çevriliyor

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Bilginin hızla tüketildiği, dijital içeriklerin saniyeler içinde eskidiği bir çağda kütüphaneler, yalnızca kitap raflarından ibaret mekânlar olmaktan çok daha fazlasını temsil ediyor. Toplumun hafızasını koruyan, eleştirel düşünceyi besleyen ve her yaştan birey için eşit öğrenme imkânı sunan kütüphaneler; sessizliğiyle değil, sunduğu imkânlarla araştırmacıların, okuyucuların en önemli uğrak noktalarından bir tanesi. Kültürel sürekliliğin ve kamusal bilginin en güçlü dayanaklarından biri olan bu yapılarda artık kitaplar değil insanlar konuşuyor. Bilgiyi okuyarak bulmak yerine karşınızda oturan kişilerden dinlemeye hazır mısınız?

Kitapların konuşmadığı, insanların anlatıldığı bir kütüphane düşünün. Sayfalar yerine yüz yüze bakılan, başlıklar yerine hayatların okunduğu bir alan. İnsan Kütüphanesi (Human Library), önyargıları sessizce değil, doğrudan diyalogla sorgulatmayı amaçlayan uluslararası bir sosyal farkındalık projesi olarak gündeme geldi.

CANLI KİTAPLARLA BİREBİR SOHBET EDİLİYOR

Takvimler 2000 yılını gösteriyordu Danimarka’da Ronni Abergel, Dany Abergel, Asma Mouna ve Stig Hansen tarafından ‘İnsan Kütüphanesi’ fikri ortaya atıldı. İlk uygulama, Kopenhag yakınlarındaki Roskilde Müzik Festivali’nde gerçekleştirildi. Festival alanında sıkça yaşanan ayrımcılık, ötekileştirme ve şiddet eğilimine karşı insanlar arasında doğrudan temas kurulması hedeflendi. Proje kısa sürede büyük ilgi gördü ve zamanla dünyanın pek çok ülkesine yayıldı. Bu kütüphanede alışılmışın dışında bir sistem işliyordu. Raflardaki kitaplar yerine masalarda oturan insanlar bulunuyor; okuyucular ise belirli bir süre boyunca bir canlı kitapla bire bir sohbet ediyor. Okuma eylemi, bir insanın yaşam öyküsünü doğrudan kendisinden dinlemek anlamına geliyor. Görüşmeler genellikle 15 ile 30 dakika sürüyor ve tamamen karşılıklı diyalog üzerine kuruluyor.

İnsan Kütüphanesi’nde yer alan canlı kitaplar, çoğunlukla toplumda önyargıya maruz kalan gruplardan gönüllü bireylerden oluşuyor. Mülteciler, göçmenler, engelli bireyler, eski hükümlüler, azınlık topluluklarının üyeleri, tek ebeveynler, psikiyatrik tanı almış kişiler ya da farklı inanç ve yaşam tarzlarına sahip bireyler bu kütüphanede kendi hikâyeleriyle yer alabiliyor. Her kitap, maruz kaldığı kalıpları ve bunların hayatına etkilerini anlatıyor.

AMAÇ İKNA ETMEK DEĞİL, ANLATMAK

Etkinlikler belirli etik kurallar çerçevesinde yürütülüyor. Konuşmalar saygı, gönüllülük ve güven esasına dayanıyor. Okuyucular merak ettikleri soruları sorabiliyor ancak hakaret, yargılama, baskı ve küçümseyici ifadeler kesinlikle kabul edilmiyor. Canlı kitaplar istemedikleri soruları yanıtlamak zorunda kalmıyor ve görüşmeler gizlilik ilkesiyle gerçekleştiriliyor. Amaç, tartışmak ya da ikna etmek değil, karşılıklı olarak anlamaya çalışmaktan geçiyor.

Uzmanlara göre İnsan Kütüphanesi’nin en güçlü yönü, önyargıların büyük bölümünün bilgisizlikten ve temas eksikliğinden kaynaklandığı gerçeğine dayanıyor olması. İnsanlar, hakkında kalıplaşmış fikirler taşıdıkları kavramları bu kez bir başlık olarak değil, gerçek bir insanın yaşam deneyimi olarak dinliyor. Bu da soyut korkuların yerini empatiye bırakmasını sağlıyor.

2000 yılında gerçekleştirilen İnsan Kütüphanesi fikri dünyanın pek çok ülkesinde üniversite kampüslerinde, halk kütüphanelerinde, belediyelere bağlı kültür merkezlerinde ve sivil toplum kuruluşlarının yürüttüğü projelerde uygulanıyor. Türkiye’de de son yıllarda özellikle gençlere yönelik toplumsal farkındalık ve ayrımcılıkla mücadele çalışmalarının bir parçası hâline gelmiş durumda. İnsan Kütüphanesi, büyük sloganlar atmadan, sessiz ama etkili bir yöntemle insanların dinleme alışkanlıklarını yeniden hatırlatıyor.