Oğlu yıllar sonra öğrendiği film gibi hikayeyi anlattı! ‘Babam küçükken sokak çocuğuymuş’

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Erdem Sezer, İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji alanında yüksek lisans mezunu. Aynı zamanda bir yüzücü… Uzun süredir de sosyal medyada blog tarzı yazılar yazıyor. Bir sosyolog olarak toplumda gözlemlediklerinden, öncelikle kendisine çıkardığı dersleri, yine kendince paylaştığını dile getiriyor. Sezer bir süredir ise sosyal medyadaki içeriklerini, yüzme tutkusuyla birleştirerek ‘Yüzerken Düşündüklerim’ adını verdiği bir seri olarak video formatında paylaşmaya başladı. Babasının hikayesi bu sayede sosyal medyada binlerce kişiye ulaştı.

‘BABAM 2 YAŞINDAYKEN BABASIZ KALMIŞ’

“Çok nadiren, bir konu açıldığında bir iki soru şeklinde konusu geçerdi ama konuşmasak da babamın bize anlattığı, söylediği şeylerde hep geçmişinin izini görürdük” diyen Sezer, “Bize hiçbir zaman geçmişi üzerinden bir ajitasyon yapma, hayata dair çok büyük tecrübeleri olduğu vurgusu ile hakimiyet sağlama yolu izlemedi ama görürdük. Duruşu, söyledikleri, bildikleri, gözümüze sokmasa da bizim gördüğümüz tecrübesi ile bir şekilde aklımızın bir köşesinde kendisini belli ederdi bu gerçek. Tabii çocukken bunun ne demek olduğunu bilmezdik. Çünkü insan içinde bulunduğu durumu normal olarak değerlendiriyor. Yani ‘Herkesin geçmişinde irili ufaklı böyle hikayeler vardır’ diye düşünerek normalleştiriyorduk belki de. Ama büyüdükçe, parça parça anlatılan hikayelerin ne kadar büyük şeyler olduğunu gördükçe ne kadar çarpıcı olduğunun farkına vardık. Bu da sürekli sorular sormaya, didiklemeye, babamın anlatmadıklarını da öğrenmeye çalışmaya itti bizi. Öğrendikçe zaten var olan saygımız, çok daha arttı haliyle” şeklinde konuştu.

Erdem film gibi hikayeyi aktarırken söze, “Dedem vefat ettikten sonra babaannem de hayata tutunabilme mücadelesine girişmiş” diye başladı ve “Babam ve iki halam küçük yaşta babasız kalmışlar yani. Babamın, ailesi hakkında en ufak bir kötü imada dahi bulunduğuna şahit olmadım. Bu sebeple bugünden bakıp 70 sene öncesini yargılamak da bize düşmez diye düşünüyorum. Dedemin diğer evliliğinden olan çocukları ve kuzenlerimle internet üzerinden irtibat kurup diyaloğumuzu yeniden kurduk. Onları da çok severim. O sebeple onları gücendirebilecek bir şey de söylemek istemem. Nihayetinde babam daha 1-2 yaşlarında babasız kalmış. Babaannem 3 çocuklu genç bir kadın olarak Samsun’da çocuklarına bakabilmek için tütün fabrikasında çalışmaya başlamış. Tabii çocuklara bakacak kimsesi olmadığı için babamı da yanında götürüp işyerinin önüne koyup çalışıyormuş” şeklinde devam etti.

‘ÇOCUKKEN SOKAK ÇOCUĞUYMUŞ, KÖPRÜALTLARINDA YATMIŞ’

“İki yaşında çocuğunuzu işyerinizin önüne koyup arada sırada kontrol ederek çalışıyorsunuz” şeklinde konuşan Erdem, “Çocuk bu, yerinde durmaz haliyle. Dolaşmaya çıkıp defalarca kaybolup, kilometrelerce ötede bulunmuş. Babaannem bir süre böyle mücadele ettikten sonra dul bir kadın olarak o çağlarda hayata tutunabilmek zor olduğu için evlenmiş. 1950’lerden 60’lardan bahsediyoruz. Bir süre daha Samsun’da yaşadıktan sonra İstanbul’a göçmüşler. Babamın 7-8 yaşlarına tekabül ediyor bu dönem. Babaannem evlendikten sonra yaşadıkları ev artık babamın evi olmaktan çıkmış. Samsun’da ilkokula başlamış ama İstanbul’a göçünce okula da yollanmamış. Bu süre içinde üvey babasının yanında at arabacılığı yapmış, odun, kömür depolarında çalışmış. O dönem rahmetli halamın ısrarı ile devlet yatılı yurduna yerleştirilmiş. Yatılı okula gitmek üvey baba yanından kurtulmak manasına da gelmiş babam için. Çünkü hem dayak, hem de yaşatılan hayatla önüne konan bir kap yemek bile yük olduğunu hissettiriliyormuş” dedi ve ekledi:

“Okula gönderilmediği dönem babamın sokaklara alıştığı yıllar aynı zamanda. Çünkü evde belki de karşılık veremeyeceği, gücünün yetmediği çocuk gözüyle canavar gibi gördüğü bir canlı var. Sokakta ise kaçarak, çalışarak, ona o an kötü davranmayan bir başkasının yanına sığınarak daha kolay zannetmiş hayatı. Böylece sokaklara düşmüş. Köprüaltlarında yatmış, bazen sokağın tehlikelerinden korunmak için kendi gibi sokaklara düşmüş arkadaşlarıyla yerin altında sac kapakların altına girip geceyi geçirmişler. Çalışmadığı iş kalmamış. Bazen çalıştığı yerlerdeki kalabilecek yer bulunca oralarda kalmış. Bir dönem balık halinde çalışırken teknede yatmış, mevsim dönüp orada kalabilecek imkanı kalmayınca kahvehanelerde çalışmış. Bir dönem de çok fazla olan yazlık sinemalarda gazoz satmış. Sinema salonlarında kalmış. Kim olduğunu şu an hatırlamadığım, birçok ünlü tiyatrocuyla da tanışmış o zamanlarda. Hatta bir oyunda babamı sevdiği için kendisine de rol vermek istemiş birisi ama diğer oyuncunun babamın eğitimsiz olması gerekçesiyle itirazı sebebiyle gerçekleşmemiş bu. Belki olsa farklı bir hayatı da olabilirdi, kim bilir.”

‘O ZAMANLARDA BABAMIN AYAĞINDA AYAKKABISI YOK, ÜSTÜ BAŞI YIRTIK’

Yazlık sinemada çalışırken o zamanlar sinemanın önüne seyyar kütüphanelerin geldiğini dile getiren Erdem, “Burada babam çizgi romanlara hayran hayran bakınca kütüphaneci ‘İstersen burada oturup okuyabilirsin’ demiş. Babam bir süre okuyup bırakınca da ‘Yarın yine gel kaldığın yerden devam edersin’ demiş. Daha sonraları da ‘al götür, okuyup bitirirsin’ demeye başlamış. Bu babamı iki açıdan etkilemiş. Birincisi okuma aşkı aşılanmış babama. Bu sevgi ile yolda yürürken yerdeki gazete parçalarını dahi okumaya başlamış. Eşantiyonlar kitaplar, broşürler, sağdan soldan bulduğu kitaplarla sürekli okuduğu bir hayata adımını atmış. İkincisi de, babam sokak çocuğu olduğu için üstü başı hırpani bir haldeymiş haliyle. Ayakkabı yok, üstü başı yırtık. O haldeki bir çocuğa birinin güvenmiş olması babamı çok etkilemiş. Bana güvendi ve kitabı geri getirmeme ihtimaline rağmen bana emanet etti diye düşünmüş çocuk olmasına rağmen. O güvene layık olabilmek için belki de normalde olduğundan daha fazla dikkat etmiş kitaba. Yıpranmaması için özen göstermiş, erkenden gidip kütüphaneciyi beklemiş teslim edebilmek için. Bu güvenilir olma hassasiyeti derinden etkilemiş babamı. Yalan söylememe, güvenilir olmak ve güveni boşa çıkarmama babamın en çok dikkat ettiği şey” ifadelerine yer verdi.

Babasının hikayesini ne zaman ve nasıl öğrendiğini sorduğumuz Erdem, “Ne zaman öğrendiğimi hatırlamıyorum, sanki hep biliyormuşum gibi ama biraz büyüyüp arkadaşlarımın babalarını gördükçe idrak ettim aradaki farkı. Mesela bir arkadaşımın dedesi ziyarete gelmişti. Arkadaşımın babasının da babasının olmasını çok garipsemiştim. Sanki babaların babası olmazmış gibi düşünüyormuşum demek ki. Bir anda üzüldüğümü hatırlıyorum. Babamın hayatında bir baba figürü olmaması, ara ara duyduğum hikayesindeki dramların aslında tahmin ettiğimden çok daha büyük olduğunu o zaman anladım. Dolayısıyla başardığı şeyin ne kadar büyük olduğunu da. Mesela benim küçüklüğümde babamın hiç dişi yoktu. Kimi dişleri bakımsızlıktan dökülmüş, kimi dişleri sokak yıllarında başına gelen saldırılarda dökülmüş. Ben ilkokulu bitirdiğim zaman babam anca dişlerini yaptırabilecek ekonomik şartlara erişebildi” şeklinde konuştu.

‘BABAM SOKAKLARDAN GELİP İKİ ÇOCUĞUNU ÜNİVERSİTE MEZUNU YAPTI’

“Hayata o kadar geriden başlayınca bir meslek edinemiyorsunuz, sizi yönlendiren, bir meslek öğrenmenizi sağlayacak şekilde tavsiyelerde bulunan olmuyor” diyen Erdem, “Yani hep beden gücüne dayalı, günü kurtaracak, hayatta kalmaya yetebilecek işlerde çalışmış. Böyle olunca da ekonomik olarak çok kısıtlı bir hayatınız oluyor. Evimiz gecekonduydu mesela. Sağ olsunlar hiçbir şeyimizi eksik etmediler ama o koşullar, babamın dişinin dahi olmaması o konu hakkında hiç konuşmasak dahi geçmişini bize sürekli hatırlatıyordu” ifadelerine yer verdi.

Sosyal medyadaki videoyu paylaştıktan sonra aldığı tepkilere çok sevindiğini dile getiren Erdem, “Öncelikle babamın mutlu olması çok mutlu etti. Çünkü bence inanılmaz bir başarı var babamda. Sokaklardan gelip, iki oğlunu kimseye muhtaç etmeden üniversite mezunu yapmak, hayatlarını kurmalarını, mesleklerini kazanmalarını sağlamak çok büyük başarı. Evet zengin birinin babasından aldığı şirketi daha ileri taşıması da bir başarı ama babamın kat ettiği mesafeye bakınca hayran olmamak elde değil” şeklinde konuştu.

‘İYİNİN VE KÖTÜNÜN NE OLDUĞUNU KİTAPLARDAKİ KARAKTERLERDEN ÖĞRENMİŞ’

“Her insanın hayatta eline geçen fırsatlar, dönüm noktaları vardır” diyen Erdem, “Özellikle küçük yaşta karşılaşılan fırsatlardan yararlanabilmek için çevrenin doğru yönlendirmesine ihtiyaç duyuyor insan. Mesela devlet yatılı yurdunda kalırken, dersleri iyi olduğu için öğretmenlerinden birisi babamı Darüşşafaka’ya yollamak istemiş. Hatta bütün evrakları kendi doldurup sadece üvey babanın imzasını al gel demiş. Üzerinde durulmadığı, hatta belki de ne gerek var, at arabasında çalışsın diye düşünüldüğü için gidememiş. Sonrasında da tamamen sokaklara düşmüş zaten babam. Belki o dönem gidebilseydi Allah bilir bambaşka bir hayatı olabilirdi. Babam eğitimli biri olmayı çok önemser. Belki birkaç üniversite mezunu olacak kadar kitap okumuştur ama bir eğitim hayatından geçmiş olmayı, yetenekli olduğu alanlarda meslek edinebilecek bir tedrisattan geçmiş olmayı çok isterdi. Çünkü babamın çalıştığı tarzda işlerin hiç boşluğu yoktur. Yani bir esnafın hafta sonu tatili yoktur. Bayram tatili yoktur, akşam eve geliş saati yoktur. Hele bir yardımcısı yoksa. Dolayısıyla hayat çalışmaktan ibarettir. Babam da gezmeyi, yeni yerler görmeyi çok sever. Bu yoğunlukta çalışınca yeni yerler görebilecek bir boşluğu olamıyor” dedi ve ekledi:

“Sokaklarda yaşayan özellikle çocuklar her türlü kötülüğün hedefinde oluyor. Babam kitaplar sayesinde kurtulmuş. Çünkü ona hayatı öğreten biri olmayınca kerteriz noktası hep kitaplardaki karakterler olmuş. İyinin kötünün ne demek olduğunu, birine zarar verdiğinde karşı tarafta ne gibi tahribatlar oluşturduğunu hep kitaplardaki karakterlerden ve olaylardan öğrenmiş. Birini vurmak için silah veren bir kişinin kötü olduğunu, bunun yanlış olduğunu da yine okuduğu hikayelerden öğrendiğiyle fark edebilmiş. Allah, kitaplar vesilesiyle böyle kötülüklere bulaşmasını engellemiş belki de.”

‘KİTAPLARDA ÖZENDİĞİ BABA FİGÜRÜNÜ KENDİNE ÖRNEK ALMIŞ’

“İki yaşında bir kızım var. Ona davranışımı, babamın bana davranışıyla hep kıyaslıyorum” diyen Erdem,  “Kendimi çok şanslı hissediyorum bu açıdan. Çünkü babam babalık yapmayı bir babadan görerek öğrenmemiş. Kitaplarda, çoğu zaman özendiği, ideal baba profilini kendine kerteriz alarak babalık yaptı ve kendi eksikliğini çektiği şeyi bize hissettirmemeye çalıştı hep. Ben de çok şanslıyım ki babalık yapmayı öğrenecek bir örneğim vardı önümde. Anlayışlı olmayı, sabırlı olmayı, çocuğuyla ilgilenmeyi hep babamdan gördüm. Babam eksikliğini çektiği için diline pelesenk ettiği, her gördüğüne hayatın sırrını verirmiş gibi hassasiyetle söylediği bir şey var; çocuklarınızla ilgilenin. Çünkü siz ilgilenmezseniz onlar kendileriyle ilgilenenlerin yanına savrulur. Ben de bu bilinçle yaklaşıyorum çocuğuma” şeklinde konuştu.

Babasının, yeni yeni gençliğe adım attığı dönemde arkadaşlarıyla sandal kiralayıp o zamanki adıyla Hayırsız Ada’ya şimdiki adıyla Sivri Ada’ya gitmek istediklerini dile getiren Erdem, “Giderken ara ara denize atlayıp yüzüyorlarmış. Arkadaşları da babama güya şaka yapmak için babam denize atladığında küreklere abanıp uzaklaşmışlar. Çok uzun süre denizde kalmış, peşlerinden gitmiş. Yolun büyük bölümünü sandalın peşinde yüzerek geçirmiş yani. Bu hem babamı, hem de beni çok etkilemişti küçükken. Çok etkilendim herhalde geçtiğimiz sene Sarayburnu’ndan Sivri Ada’ya 17 km’lik mesafeyi yüzdüm ben de. Tabi babamınki bir çocuğun hayatta kalma mücadelesiydi, benimki güvenlik önlemleri alınmış bir sportif faaliyet oldu” bilgisini paylaştı.

‘FAKİRSİN VE HİÇBİR ŞEYE ULAŞAMAZSIN’

Babasının öz saygısını çok önemsediğini dile getiren Erdem, “Her ne şartta olursa olsun saygın olmayı, doğru olmayı, dürüstlüğü çok önemser. Bir söze, bir ritüele dönüşmüş olmasa da kendi aleyhine dahi olsa dürüstlüğün insanı her zaman kurtaracağına inanır. Bir de kitaplar. Babamın kitabı olsun, başka bir şeyi olmasına gerek yok. Bir kitabı okurken yorulunca dinlenmek için başka bir kitap alır o derece. Kitaplar sayesinde hayata tutunabilen birisi için şaşırtıcı da değil bence” şeklinde konuştu.

Sokaklarda büyümesinin karakteri üzerine çok büyük etkisi olduğuna değinen Erdem, “Her türlü insan görüyorsun sokakta. Hele bir de sokak çocuğuysan, yani kimsenin kendini makyajlamak zorunda olmadığı bir pozisyondaysan, insanın en filtresiz halini görebiliyorsun. O sebeple insanı tanımak gibi bir haslet kazandırmış sokaklar. Çoğu zaman karizmatik olduğu için ne demek olduğu tam idrak edilmeden söylenen bir söz ama gerçekten insan sarraflığı diye bir şey varsa, babam o tanımın içini tam manasıyla dolduran nadir kişilerdendir. İnsanı tanıyan kendini de tanıyor, eksikliğini, zaaflarını, avantajlı yönlerini keşfedebiliyor. Eksiklerini tamamlayabiliyor. Herkesi olduğu gibi babamı da geçmişi şekillendirdi sonuçta” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Babamın hikayesi sebebiyle ekonomik olarak kısıtlı imkanlara sahip bir çocukluğum oldu haliyle. Bu kısıtlılığın insanda etkileri oluyor. Birincisi, kendine bir başarıyı ya da iyi bir şeyi layık görememe sıkıntısı. Hiçbir şeye ulaşamayacağını daha baştan kabulleniyorsun. Çünkü fakirsin ve ulaşamazsın. Hayallerin de ona göre şekilleniyor haliyle. En iyiyi, en güzeli hayal edemediğin için hedefleri de çok mütevazı oluyor. Çocukluğun ilk yıllarında böyleydi. Ama sonra babamın hikayesinin tam tersi bir mesajının olduğunu fark ettim. İnsanın ne kadar imkansızlıklar içinde olsa da kat edebileceği kocaman bir yolunun olduğunu söylüyordu babam bana yaşantısıyla. İnsanın konumunu, hedeflerini, ulaşabileceklerini şartları değil, kendi hayallerinin ve karakterinin belirleyebileceğini söylüyordu. Bu sebeple bir noktadan sonra da ‘herhangi bir insan yapıyorsa ben de yapabilirim’ hissiyatı yerleşti. Ayrıca önüme bir hedef de koymuş oldu. Kendi, kendine gelen hayat ve görgü standardı alıp çok ileri noktalara taşıdı ve bana ulaştırdı. Benim de o taşıdığı noktadan alıp aynı mesafeyi kat ederek çocuğuma bırakmam gerektiği hedefini koymuş oldu. Ama babam o kadar büyük bir şey başarmış ki, yarısı kadar mesafe kat edebilsem kendimi başarılı sayarım.”