UEFA Şampiyonlar Ligi’nin 8. ve son haftasında Galatasaray deplasmanda Manchester City’e 2-0 mağlup oldu. Bu sonuçla sarı-kırmızılılar lig aşamasını 20. sırada tamamladı ve tur atlamaya hak kazandı.
Maçın ardından Milliyet Gazetesi yazarları Galatasaray’ın performansını ele aldı.
OSMAN ŞENHER – GALATASARAY’IN GÜCÜ CITY’E YETMEDİ
Atletico Madrid maçından sonra hayal kurduk; acaba City’den deplasmanda bir beraberlik veya galibiyet alır mıyız diye düşündük. İşin doğrusunu söylemek lazım. Guardiola’nın takımının futbol çizgisi çok farklı, kadrosu yine çok kaliteli, çabuk, atletik futbolculardan kurulu. Galatasaray 2 farklı yenilip, baraj maçı oynayacak da olsa, yoluna devam ediyorsa buna fazla üzülmemek lazım.
Dün geceki maçın en güzel tarafı, Okan Buruk eksikleri çok net gördü. İyi bir takım karşısında neler yapabiliriz, gücümüz nedir? Bu soruların yanıtları için iyi bilgi sahibi oldu. Barış Alper Türkiye’de rakibe pres yapıyor, koşuyor, bir şeyler yapmaya çalışıyor. Ama dün gece rakibini bir kere geçemedi, en ufak bir tehlike yaratamadı.

Sallai en beğendiğim futbolculardan biri. Doku ikinci golü attırdı, Macar futbolcu hiç bir şey yapamadı. Sakatlanmayıp sahada kalsaydı, Sallai’nin de sarı-kırmızılıların da işi daha zor olurdu. Abdülkerim milli takım futbolcusu, iyi de futbolcu ama Haaland karşısında ne yapabilir? Haaland önce kafayla vurdu, direğin yanından dışarı attı. Daha sonra attığı golde de Abdülkerim’in yanından çok rahat geçti. Çabuk forvetler karşısında Abdülkerim gerçekten etkisiz kalıyor. Orta saha da biraz sallanınca rahatlıkla rakibe gol pozisyonu veriyorsun.
Play-off maçında güçlü bir rakiple oynayacaksın. Yeni transferler ve orta sahaya gelecek olan futbolcu tabii ki takıma daha çok katkı sağlayacak. Ama burada bilhassa orta sahada oynayacak futbolcunun çok kaliteli olması lazım. City karşısında Torreira ilk 11’de başlamadı, ilk yarı rakip her atağında pozisyon buldu. En azından yenen ikinci golde Torreira o topa vurdurmazdı. Sonuçta Cim Bom eşleştiği zorlu rakiplerle olan mücadelesinden sonra 20. sırayı alarak play-off’a çıktı. Play-off’a çıkması bana göre başarıdır.
BURCU KAPU – KEL GÖRÜNDÜ
Şampiyonlar Ligi son hafta tüm maçlar aynı saatte başladı. UEFA’nın tahmini 800 milyon kişinin aynı anda Şampiyonlar Ligi maçı izleyeceği yönündeydi. Bu büyük rakamın içinde Türkiye’yi temsilen bizler, neyse ki kafamız rahat kurulduk koltuklara. Galatasaray’ın puan mecburiyeti olmadan çıktığı maçta beklentimiz oyuncuların tutkuları ve kimlikleriyle, keyif alarak oynamalarıydı. Ama tabii ki aynı zamanda bir organizasyonla da.
City gibi bir takım karşısında savunmayı öne çıkarmak derin boşluk demek ki, bunun cezası erken bir gol oldu. Galatasaray savunmayı derinleştirmeye çalıştığında ise ceza sahasının üstünü savunamadı ve kalesinde iki golle soyunma odasına gitti. Transfer döneminde sürekli gole yakın oyuncuların ismi geçerken ilk günden beri merakla bir savunma oyuncusu inecek mi diye bekliyorum. İki stoperinin tatminkâr bir alternatifi olmayan, bu sezon çok daha kolay gol yiyen sarı kırmızılıların belli ki aklında böyle bir plan yok.

Teknik ve fizik kalite farkının uçurum yarattığı, sürekli öne oynayan, topu hızlı ve doğru dolaştıran City gibi bir rakip karşısında, Galatasaray’ın fark yaratabileceği tek konu ikili mücadele olurdu. Ancak ilk yarı sonunda onda bile 28-15 rakibinin gerisinde kaldı. Her ne kadar ikinci yarı daha derli toplu bir görüntü çizmiş olsa da yeterli olmadı.
Bu seviye farkında skor normal ama oyun üzücü. Ne kompakt bir savunma, ne sert bir pres… Süper ligin bölüm sonu canavarı Osimhen, hızıyla ünlü yıldızı Barış’ın bile yeteri kadar karşılık veremediği, topu hızlı dolaştıramadığı bu oyunda mağlubiyeti değil, ligler arasındaki atletizm, taktik ve disiplin farkını konuşmalıyız. Nunes’in geriden gelip Osimhen’e yetiştiği, Abdülkerim’in öndeyken bile geriden gelen Haaland’a yetişemediği bir maçta ayıp olan yenilmek değil, ayıp olan Süper ligin idmanları, düşük beklentileri, rekabetten uzak habitatı. Anlayacağınız takke düştü kel göründü.
