Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Betül Kasırga, 1999 yılında Antalya’da doğdu. Annesi ev hanımı, babası polis olan Betül’ün 3 ablası var. Ortaokulu Antalya’da bitiren Betül, liseyi ailecek taşındıkları Elazığ’da okudu. Evin en küçük kızı olması dolayısıyla el üstünde tutuluyordu. Ancak 11. sınıfa giderken yani daha 16-17 yaşlarında babasını kaybetti. Derslerinde başarılı bir öğrenciydi. Üniversite sınavına girdi ve Gaziantep Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü kazandı. Ablaları evli olduğu için anne-kız birlikte Elazığ’da yaşamaya başladı. Ancak Betül’ün annesi, memleketi Kahramanmaraş’a taşınmak istiyordu. Çünkü tüm kardeşleri ve akrabaları oradaydı. Anne-kız sekiz yıllık Ebrar Sitesi’nden ev aldı. Merkezde oturuyor, yaşadıkları kentte çok mutlu bir hayat yaşıyorlardı. Ta ki Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerine kadar. Çünkü talihsiz anne-kız Asrın Felaketi’nin sembollerinden birine dönüşen Ebrar Sitesi’nin sakinlerindendi. Betül, 14 milyon kişiyi etkileyen deprem anını şöyle anlatıyor:

“Genellikle erken uyurum ancak o gece film izledim; saat 03.00 gibi bitti. Uyumadan önce annemin yanına gittim. O da salonda televizyon izliyordu. ‘Hadi sen de uyu artık’ dedim ve odama geçtim. Uykuya dalışımın üzerinden daha 1-1 buçuk saat geçmeden çok şiddetli bir sarsıntıyla uyandım. Kahramanmaraş’ta deprem olabileceği söylentisi vardı. Biz de annemle daha öncesinde bu konuyu konuştuk ve deprem olursa nerede, nasıl konumlanacağımız hakkında fikir yürütmüştük. Deprem anında tam da annemle konuştuğumuz gibi yaptım ve sabit olan yük dolabını arkama alacak şekilde konumlandım. ‘Anne anne’ diye bağırmaya başladım ve yanına gitmek istedim ancak imkansızdı. Çok sallanıyorduk hemen sonrasında da bina yıkıldı. Sırtıma dolap düştü, dolabın üstüne de enkazlar… İki bacağımı hiç hareket ettiremiyordum.”
16 SAAT ENKAZ ALTINDA KALDI
Betül, yaşadıklarının bir rüya olmasını çok istiyordu ancak maalesef yaşadıkları gerçekti. O anda bunu kabul etmesi zordu ancak psikolojisini sağlam tutmayı başardı. Bina yıkılmış, o da bulunduğu yerde sıkışıp kalmıştı. Ancak nefes alabiliyordu. Birden cep telefonu çalmaya başladı. Dışarda akrabalarının da seslerini duyuyordu. Bu durum genç kızın yaşamaya dair umutlarını artırıyordu fakat sesini dışardakilere duyuramıyordu. Betül, iki eli dışında hiçbir yerini hareket ettiremiyordu. Kafasında hep, ‘Buradan sağ çıkabilecek miyim? Çıkarsam annemi kaybetmiş olacak mıyım? Bir uzvumu kaybedecek miyim?’ gibi sorular vardı. Her şeye rağmen hayatı çok seviyor ve yaşamak istiyordu.16 saat enkaz altında kalan talihsiz kız, sesini nihayet duyurmayı başardı.
‘YAŞIYORDUM ANCAK RÜYADA OLDUĞUMU DÜŞÜNÜYORDUM’
Enkazda bir delik açıldı ve Betül’e o delikten bir el uzandı. Genç kız, o eli hiç bırakmak istemedi. O anda onu oradan çekip alsınlar istedi ancak bu mümkün değildi. Betül’ün üzerinde enkazın yanı sıra bir de dolap vardı. Kurtarma ekibi yaptıkları çalışmalarla talihsiz kızı sıkıştığı yerden kurtardı. Üzerindeki yüklerin kalkmasıyla Betül de rahatlayacaktı. O anda kendini kuş gibi hafif hissettiğini söyleyen Betül, “Beni enkazdan çıkaran kişinin gözünde, yeni doğmuş bir bebek sevinci olduğunu hissettim. Sürekli ağlıyordum. Etrafımdakilere ‘Şu an gerçekten enkaz çıktım mı yoksa rüya mı görüyorum? Yaşıyor muyum?’ gibi sorular soruyordum. Onlar da ‘Enkazdan çıktın kızım, kurtuldun’ diyorlardı” dedi.

ANNESİNİ KAYBETTİ
Betül kurtulmuştu ve bir an önce annesine kavuşmak istiyordu. “Annem içeride, onu da kurtarın” diye ağlamaya başladı. Kurtarma ekipleri “Onu da kurtaracağız, merak etme” diyerek Betül’ü sedyeye koydu. O an Betül göz ucuyla etrafı gördü ve olup bitenleri daha iyi anladı. Ortalık sanki mahşer yeriydi. Her yerden insan sesleri geliyordu. Neredeyse bina kalmamış hepsi yıkılmıştı. Hava çok soğuk, gökyüzü kıpkırmızıydı. Ambulans Betül’ü hemen hastaneye götürdü. Genç kız çok üşüyor, boynunu ve bacaklarını hareket ettiremiyordu. Hastane çok kalabalıktı, her yerde yaralı insanlar vardı. Ağlama ve bağırma sesleri birbirine karışmıştı. Betül’e yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle pek çok tetkik yapıldı. Genç kız şanslıydı, hiçbir sağlık sorunu yoktu. Ancak annesi, kızı kadar şanslı değildi. Deprem anında hayatını kaybetti ve cansız bedeni 6 gün sonra evin koridorundan çıkarıldı. Talihsiz kız annesinin yanı sıra depremde 20 yaşındaki kuzenini ve dayısını da kaybetmişti.
“Depremden sağ kurtuldum ancak depremden sonra benim için kâbus dolu günler başladı. Uyuyamıyordum. Depremden altı gün sonra sol ayağımda ağrı başladı. Şişiyor, yanma ve batma hissi yaşıyordum. Pek çok şehirde birçok doktora gittik ancak bir teşhis konulamadı. Nörolojik olduğunu söylüyor, psikolojik ilaçlar veriyorlardı. Babama ihtiyacım olduğu yaşlarda onu kaybetmiş ve yetim kalmıştım. Depremde annemin vefat etmesiyle artık hem yetim hem de öksüzdüm. Ablalarımın biri İzmir’de, diğeri Ankara’da, üçüncüsü ise Elazığ’da yaşıyordu. Önce İzmir’deki ablamın yanına gittim. Sonra Antalya’daki ablamın yanında yaşamaya başladım. Ancak ablam çalıştığı için benimle çok ilgilenemedi ve ben de Ankara’daki ablamın yanına gittim. Üç ablam da benimle çok ilgilendi. Bir yandan annemin acısını yaşadılar, diğer yandan her konuda bana destek olmaya çok çalıştılar.”
‘70 KİLODAN 49 KİLOYA DÜŞTÜ’
Uykusuz geceler ve yaşadığı sağlık sorunları bu süreçte Betül’ü çok yıprattı. Depremden önce 70 kilo olan genç kız 49 kiloya kadar düştü. Uyuyamadığı gibi artık yemek de yiyemiyordu. Her gece rüyasında annesini görüyor, kendisini enkaz altında sanıyordu. Her an deprem olacakmış gibi hissediyordu. Psikolojisinin çok bozulduğunu söyleyen Betül, “Annem bana çok bağlıydı. Yokluğunu iliklerime kadar hissediyordum. ‘Keşke ben de onunla birlikte ölseydim’ dedim. Sonra baktım ki hayat böyle devam etmeyecek. ‘Yaşıyorum ve güçlenmem gerekiyor’ diye düşündüm. Bu süreçte ablalarım ve arkadaşlarım bana çok destek oldu” diyerek depremden bir yıl sonra annesinin öldüğünü kabul etti ve toparlanmaya başladı.

TAM TOPARLANDIĞI SIRADA BİR KAYIP DAHA YAŞADI
Betül, önce uyku sorunun çözdü. 4 saatle başlayarak uyku süresini 6 saate kadar çıkardı. Psikolojisinin düzelmesiyle birlikte sağlık sorunları da iyileşmeye başladı. Yaşadığı ayak ağrısının da bu süreçte yavaş yavaş azaldığını hissetti. Sık sık arkadaşlarıyla buluştu, şehir hayatından uzaklaşıp doğada vakit geçirdi. Artık toparlanmış, hayattan keyif almaya başlamıştı. Ancak sevdiği insanların kayıpları peşini bırakmıyordu. Bu sefer de ablasının eşi vefat etti. Kendi dertlerini unutup biri ilkokul, diğeri liseye giden yeğenleri ve ablasına destek olmaya başladı.
‘ŞU AN KENDİME AİT BİR DÜZENİM YOK’
Sonrasında Betül; Antalya, İzmir, Elazığ, Kahramanmaraş olmak üzere abla ve akrabalarının yanında kaldı. Ama bu durum onu çok yordu. Herkes genç kıza, “Bundan sonra ne yapacaksın? Nerede yaşayacaksın?” gibi sorular soruyordu. Bu durum sağlığını tekrar bozdu ve baş dönmesi gibi sorunlar yaşamasına neden oldu. Ne yapacağını bilmiyordu. Ablalarının kendilerine göre düzenleri vardı. “Benim ise bir ailem yok. Hayata sıfırdan başlamam gerekiyor” diye düşünüp İzmir’e döndü. Orada tesadüfen bir arkadaşıyla karşılaştı ve ev arkadaşı aradığını öğrendi. Sonrasında arkadaşının yanında kalmaya başladı. Birkaç ay önce arkadaşının yanından ayrılıp erkek arkadaşı ve ailesinin yanında kalmaya başladığını söyleyen Betül, “Şu an kendime ait bir düzenim yok. Gelirim kendim için bir ev açmama yetmiyor. Umarım kısa zamanda kendi düzenimi kurabilirim” dedi.
