Çocuk kölenin parmaklarından vanilya döküldü! Arıları taklit edip elle üretti, adı gizlendi

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Vanilyanın anavatanı Meksika olarak biliniyordu. Azteklerden bu yana bilinen bu bitki, yalnızca belirli bir coğrafyada ürün verebiliyordu. Bunun nedeni ise yüzyıllar boyunca anlaşılamadı. Avrupa’dan Hint Okyanusu’na kadar birçok yerde vanilya seralarda yetiştirildi, tropik adalara taşındı, büyük emek harcandı. Ancak sonuç hep aynıydı: Çiçek açıyor, ardından solup gidiyordu. Vanilya, doğanın inatçı bilmecelerinden biri olarak kalıyordu. O dönemde kimsenin bilmediği gerçek şuydu: Vanilya çiçeğini doğal ortamında yalnızca Meksika’ya özgü bir arı türü tozlaştırabiliyordu. Bu arı başka hiçbir coğrafyada yaşayamıyordu. Yani vanilya, görünmez bir zincirle Meksika’ya bağlıydı. Bu zinciri kıran kişi ise bir bilim insanı değildi.

VANİLYA ÇİÇEĞİNİ İNCELERKEN BİR ŞEY FARK ETTİ

1841 yılında, bugün Fransız toprağı olan Réunion Adası’nda, köle olarak dünyaya gelen Edmond Albius, henüz 12 yaşındaydı. Okuma yazma bilmiyordu ve resmî bir eğitimi yoktu. Ama doğayı izlemeyi çok iyi biliyordu. ‘Sahibi olan’ yanında çalıştığı adamın bahçesinde çalışırken saatlerini çiçeklere bakarak geçiriyor, bitkilerin açılıp kapanmasını dikkatle takip ediyordu. Kimsenin ciddiye almadığı bu sessiz gözlem, tarihin yönünü değiştirecekti ancak henüz bunu kendisi de bilmiyordu. Günlerden bir gün Edmond, bir gün vanilya çiçeğini incelerken çok ince bir detayı fark etti. Çiçeğin dişi ve erkek organları arasında, tozlaşmayı engelleyen zar gibi bir yapı vardı. Doğal ortamda bu zarı yalnızca arılar aşabiliyordu. Edmond, eline aldığı basit bir bambu çubuğu ve başparmağıyla bu zarı kaldırdı ve çiçeği elle dölledi. Yaptığı bu basit işlem sayesinde o çiçek meyve verdi.

Bu hareket, yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Ama etkisi yüzyıllarca devam etti. Edmond Albius’un bulduğu bu yöntem, vanilyanın elle tozlaştırılması tekniğiydi. Üstelik inanılmaz derecede basitti. Bugün hâlâ dünya genelinde kullanılan yöntem, temel olarak Edmond’un o gün yaptığı hareketin aynısı. Vanilya artık Meksika’ya mahkûm değildi.

KÜRESEL BİR ÜRÜN HALİNE GELDİ

Edmond’un keşfinin ardından nasıl olduğu kesin bir şekilde bilinmese de bu yöntem kısa sürede Réunion Adası’ndan Madagaskar’a, oradan da tüm tropik bölgelere yayıldı. Takvimler 1841 yılını gösteriyorken vanilya üretimi patlama yaşadı. Daha önce neredeyse altın kadar değerli olan bu aroma, küresel bir ürüne dönüştü. Ticaret hacmi büyüdü, vanilya dünya mutfağının vazgeçilmezlerinden biri haline geldi. Ancak bu büyümeden Edmond Albius ne yazık ki payını alamadı.

27 Nisan 1848 yılında kölelik kaldırıldıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Edmond, keşfinin resmî sahibi olarak tanınmadı. Yaptığı buluş, plantasyon (kahve, kakao, kauçuk, şekerkamışı gibi, sanayide kullanılan kimi bitkilerin geniş ölçüde yetiştirildiği tarımsal işletme) sahiplerinin ve ticaret ağlarının kazancına dönüştü. Edmond ise hayatını yoksulluk içinde sürdürdü. İlerleyen yıllarda hırsızlık suçlamasıyla hapse girdi, sağlığı bozuldu. 1880 yılında, 51 yaşındayken sessizce hayatını kaybetti. Ardında ne bir servet ne de adını taşıyan bir şirket bıraktı. Bugün Madagaskar, dünyanın en büyük vanilya üreticisi konumunda. Küresel vanilya pazarı ise milyarlarca dolarlık bir endüstri. Ancak bu dev sektörün temeli, bir zamanlar köle olarak doğmuş, adı uzun süre unutulmuş bir çocuğun parmaklarıyla atıldı.

Uzmanlara göre Edmond Albius’un hikâyesi, yalnızca tarım tarihinin değil, sömürgecilik ve görünmez emek tarihinin de en çarpıcı örneklerinden biri olarak bugün hala anılıyor. Büyük buluşların her zaman akademik çevrelerden çıkmadığını; bazen dikkat, sezgi ve cesaretle şekillendiğini gösteriyor. Aynı zamanda, kimin adının tarihe yazıldığına ve kimin silindiğine dair güçlü bir hatırlatma sunuyor. Bugün vanilya kokusu bize sıcak, tatlı ve tanıdık hisler çağrıştırıyor olabilir. Ancak o kokunun ardında, dünyayı değiştiren ama uzun süre unutulan ve hakkı hiçbir zaman teslim edilmemiş bir çocuk yatıyor: Edmond Albius.

Vanilyanın yüzyıllar boyunca yalnızca Meksika’da yetişebilmesinin nedeni, bitkinin son derece seçici bir tozlaşma sistemine sahip olmasıydı. Vanilla planifolia türü, kendi kendini dölleyemiyor; çiçeğin dişi ve erkek organları arasındaki rostellum adı verilen ince zar bu süreci engelliyordu. Vanilyayı doğal ortamında tozlaştırabilen tek canlı ise Meksika ve Orta Amerika’ya özgü, iğnesiz Melipona cinsi arılardı. Bu arılar, çiçeğin yapısına biyolojik olarak uyum sağlamış, rostellum zarını aşabilecek doğru ağırlık ve davranış biçimine sahipti. Melipona arıları Meksika dışına çıkmadığı için vanilya bitkisi başka coğrafyalarda çiçek açsa bile meyve veremedi ve bu durum yaklaşık üç yüzyıl boyunca çözülemedi. Ancak 1841 yılında Edmond Albius’un geliştirdiği elle tozlaştırma yöntemi, bu arıların doğada yaptığı hareketi insan eliyle taklit ederek vanilyanın dünyanın dört bir yanında üretilebilmesini mümkün kıldı.