Tek amacı otelini aydınlatmaktı! Dünyadaki ilk santrali kurdu: Edison ampulü çaldı mı?

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – 18 Temmuz 1879’da kar tatili için Kulm Otel’de bulunan misafirleri özel bir akşam yemeği bekliyordu. Lüks bir tatil yapmak için İsviçre’nin karlı dağlarındaki St. Moritz’i seçen turistler akşam yemeklerini ilk kez neredeyse gün ışığında yemenin tadına varacaktı. 100 özel konuk akşam yemeği için yemek salonuna indiklerinde sanki öğle saatlerindeki gibi bir aydınlıkla karşılaşmıştı. Otelin sahibi Johannes Badrutt’un, 1878 Paris Dünya Fuarı’ndan satın aldığı aydınlatma sistemi, ihtişamlı salona ışıltı katmıştı. Dünyada ilk kez elektrik gücüyle aydınlanan bir otelin yemek salonunda misafirler heyecanla bunun nasıl olduğunu soruyordu. Öyle ki bugün bile her evi, sokağı aydınlatan ampul, henüz Edison tarafından bile patent almamıştı. Badrutt, Edisondan 1 yıl önce mini bir hidroelektrik santralini oteline kurmuş ve elektrikle otelini aydınlatmanın yolunu bulmuştu. Edison’un ampul ve elektrikle ilgili tek imtihanı Nikola Tesla’nın dehası değildi. Badrutt gelişime açık ve son derece zeki bir iş insanıydı. Dünyanın en prestijli tatil noktalarından biri haline getirdiği otelindeki 100 misafirine de bunu göstermişti. Doğru yer, doğru zaman, doğru insanlar… Üstelik Badrutt’un dünya tarihine kaydedeceği tek sürpriz ve gelişim bununla da sınırlı kalmayacaktı!

EDISON’DAN ÖNCE SU IŞIK SAÇTI: AKŞAM YEMEĞİNİ GÜN IŞIĞINDA YİYECEKLER!

Saatler ilerliyor ve yemek için misafirler yavaş yavaş salonu dolduruyordu. Her şey alışıldığı gibi ilerlerken, salonun dolmasıyla bir anda aydınlanan otel, şaşkınlıklarını gizleyemeyen onlarca kişiyi kendine hayran bırakmıştı. Bu aydınlatma alışıldığı gibi loş gaz lambaları veya gazyağı lambalarının ışığından kaynaklanmıyordu. Bu çok daha aydınlık ve parlak bir ışık kaynağıydı. Kulm’un yemek salonu, sayısız elektrikli lambanın sıcak ve parlak ışığıyla gündüzü yaşıyordu. Badrutt’un oteli artık İsviçre’deki ilk elektrikli aydınlatmaya sahipti. Misafirler öyle heyecanlıydı ki, onlarca yıl sonra o aydınlığa şahit olan misafirlerden Philadelphia’lı John W. Townsend hatıra defterine, “Herkes sandalyelerinden kalkıp tezahürat yaparak peçetelerini salladı. Büyük bir heyecan vardı, çünkü daha önce çok az kişi böyle bir ışık görmüştü” diye yazmıştı. Peki ama Edison’dan 1 yıl önce Badrutt ile ortaya çıkan bu elektrikli lambalar İsviçre’yi nasıl hidroelektrik devi yaptı?

Hidroelektrik enerji, İsviçre’nin elektrik tedarikinde bugünlerde en önemli kaynaklar arasında yer alıyor. İsviçre’de yaklaşık yüzde 56 ila 60 oranında elektrik üretimi hidroelektrikten sağlanıyor. 145 yıl önce de türbinler, yine suyun kinetik enerjisini dönme enerjisine dönüştürerek türbin millerini döndürüyordu. Bu dönme, elektrik üreten bir jeneratörü çalıştırıyor ve otelcilik öncüsü Johannes Badrutt ışıl ışıl salonlarda önemli misafirlerine hizmet veriyordu. Böylece İsviçre’deki ilk elektrikli ışık, 18 Temmuz 1879’da St. Moritz’deki Kulm Oteli’nin yemek salonunu aydınlattı. İsviçre, otelden sonra bir dizi yenilikle hidroelektrik enerji alanında hızla öncü bir ülke olarak adını bu hamleyle duyurdu. 1872’de Freiburg’un güneyindeki Pérolles’te Avrupa’nın ilk beton barajı, 1921’de Avrupa’nın ilk kemer barajı (Montsalvens) ve 1924’te Wägital’de 111 metre ile dünyanın en yüksek su bariyeri inşa edildi. Ancak kömür hala en büyük enerji kaynağıydı ve 1910’da elektrik, İsviçre’deki toplam enerji ihtiyacının yalnızca yüzde 3,5’ini oluşturuyordu. İsviçre’nin hiç kömürü olmadığı için ithal etmek zorundaydı. Bu ithalat bağımlılığı, I. Dünya Savaşı sırasında çok belirgin hale geldi. Savaş bittikten sonra elektrik üretimi ve hidroelektrik santralleri daha da yaygınlaştı.

Badrutt’un sisteminin yapay zeka ile oluşturulmuş temsili görseli.

KARLAR ÜLKESİNE DOĞAN GÜNEŞ! RUSLAR BAŞLATTI: KÖYÜN DERESİNİ KULLANDILAR

İsviçre kayak merkezleri ve kış turizmiyle bugün de en gözde noktalardan biri. Bu 150 yıl önce de böyleydi ve temelleri Johannes Badrutt gibi öncü ve yenilikçi dehalarla atılmıştı. Kulm Otel o günlerden bugüne ulaşan tarihi ve dünya tarihine not düştüğü ‘ilklerle’ İsviçre için önemli bir değerdi. 1878 Paris Dünya Fuarı ile başlayan hidroelektrik hareketi, İsviçre’de köylerden geçen derelerle vücut bulacaktı. Fuarda sergilenen en dikkat çekici teknik icat olan elektrikli ışık Badrutt’un dikkatini çekmeden 1 yıl önce, Rus mühendis Pavel Yablochkov, yepyeni bir karbon ark lambası türü olan ‘elektrikli mumları’ ile Louvre Müzesi’nin içini ilk kez aydınlatmıştı. Yablochkov’un sistemi, ilk kez ışığın ‘bölünmesini’ sağlayarak, aynı güç kaynağından aynı anda birkaç lambanın çalıştırılmasını sağlamıştı. Bugün 1 devre ile onlarca ışık kaynağı üretilirken, o günlerde bu durum bir devrimdi. Hayret verici bir yenilik, her göreni büyülüyordu. O zamana kadar, parafin lambaları yalnızca loş bir ışık yayabiliyor, gaz lambalarının ürettiği soluk ışık ise insanların yüzlerine yeşilimsi bir ton vererek onları hasta gibi gösteriyordu. İki kaynak da son derece yetersizdi. Elektrikli aydınlatmaların gelişiyle geceler gündüze döndü. Böylece yüksek sosyete üyelerine daha sağlıklı görünen bir ten rengi kazandırıldı. Johannes Badrutt da, Kulm Oteli’nde elektrikli aydınlatmayı kullanmaya tam da bu anda karar vermiş olacak ki, enerji kaynağını otelin yanındaki dereden sağlamak için planlar yapılmıştı.

Badrutt’un ışığının bir enerji kaynağına ihtiyaç duyduğu kaçınılmazdı. Peki ama tarihin Edison’un icadı olduğunu yazdığı ampul, ve şehirleri saran elektrik kabloları henüz yokken lambaların elektriği nasıl sağlanmıştı ki? Yoksa Edison, kendisinden önce icat edilmiş bir buluşu mu çalmıştı? Badrutt 7 kilovatlık bir hidroelektrik santrali inşa etmeye başlamıştı. Otelin yukarısındaki Brattas deresinden gelen suyla beslenen bir türbin, otelin marangoz atölyesindeki küçük bir jeneratörü çalıştırıyordu. Bu sistem İsviçre’nin ilk hidroelektrik santrali olmak üzereydi. Santral, ahşap panelli yemek salonundaki ışıklar, başka bir salonun ışıkları ve otel avlusundaki ilk elektrikli sokak lambası için yeterli gücü üretebiliyordu. Badrutt’un aydınlatma sistemi, iki karbon çubuk arasında havada bir elektrik arkı oluşturan ve makul bir süre boyunca parlak şekilde yanabilen karbon ark lambalardan oluşuyordu. Yablochkov’un sisteminin yaklaşık 90 dakika yanabildiği ve daha sonra değiştirilmesi gerektiği düşünüldüğünde Badrutt’un dehasıyla buna gerek kalmamıştı. Su, ahşap çark ve karbon çubuklarla kurulu sistemle Kulm Otel, karlar ülkesi İsviçre’nin geleceği kadar parlaktı artık.

HEYKELİ DİKİLECEK ADAM! ‘DÜNYANIN EN NORMAL ŞEYİ GİBİYDİ, YOK SAYILDI’

Otelin konukları bu büyük gelişmeden çok etkilenmiş ve bu yenilik kısa süre içinde basın tarafından da duyurulmuştu. Ancak elektrik o dönem bir devrim niteliğinde olmasına rağmen, gazeteler buna pek de hak ettiği ilgiyi göstermemişti. Neue Zürcher Zeitung Gazetesi elektrik ışığını dünyanın en normal şeyiymiş gibi yazmıştı. 22 Temmuz 1879’da yayınlanan küçük duyuru şöyleydi:

“Birkaç gündür, Avrupa’nın en yüksek tatil oteli olan, deniz seviyesinden 1856 metre yükseklikteki St. Moritz’deki Engadiner Kulm’da elektrik ışığı yanıyor. 100 metre su basıncıyla çalışan bir türbin, iki kapalı devre aracılığıyla altı ila sekiz (Yablochkov) lambayı besleyen elektrik motoruna güç veriyor. her lambanın ışık şiddeti 30 ila 40 gaz alevine eşdeğer. Bunlar ön avluyu, salonu, kendine özgü Engadin ahşap panelleriyle döşenmiş büyük yemek salonunu ve geniş mutfağı aydınlatıyor. Elektrikli aydınlatma sistemi Zürih’teki Stirnemann und Compagnie tarafından kuruldu ve tam operasyonel güvenilirlik sağlıyor gibi görünüyor. Bu tür ışık, uzun zamandır güvenliği, kullanım kolaylığı ve düşük kurulum maliyetleriyle biliniyor. Bu durumda, işletme maliyetleri yalnızca karbon çubukları için yapılan harcamalarla sınırlıdır. Üstelik her biri 1,5 saat yanabilir.”

Johannes Badrutt üniversiteye gitmedi veya herhangi bir resmi eğitim almadan tüm bunları başarmıştı. Gençliğinde birkaç ay Chur’da bir hırdavatçı dükkânında çalışmıştı. 1836’da ise babasının şirketinde çalışmaya başladı. Yıllar geçiyor ve artık genç adam evlilik hazırlığı yapıyordu. 1843’te evlenen Badrutt, yaşamının son günlerinde 11 çocuğu olan bir baba, İsviçre’nin elektrik gücünün öncüsüydü. Çünkü tek yenilik Kulm Oteli için yapılmamıştı. Misafirlerinin sporlarını yapabilmeleri için Badrutt bir curling pisti inşa etmişti. 22 Aralık 1880’de, otelinin önünde ilk kez curling oynandı. 1884’te St. Moritz ve Celerina arasında bir skeleton pisti inşa edildi. Ayrıca donmuş St. Moritz Gölü’nde kadınlar için kızak gezileri düzenlendi. Badrutt sadece bir otel öncüsü değil, aynı zamanda İsviçre’de elektrifikasyonun da öncüsüydü. Kulm Oteli’nin diğer ülkelere göre dönemdeki elektrifikasyonu, zengin turistleri çeken bir lükstü. Modernliği simgeliyordu ve ‘üst sınıfların’ kendilerini sıradan insanlardan ayırmasının bir yoluydu. Badrutt, 1882 tarihli bir broşürde ark lambalarını ve enerji santralini benzersiz bir satış noktası olarak kullandı ve sürekli genişleyen mülküne her türlü elektrikli lambayı kurmaya devam etti. Johannes Badrutt, misafirlere göre artık ‘heykeli dikilesi’ bir adamdı. Öyle de oldu ailesi, iş dünyası ve müşteri memnuniyeti onu otelinin de bulunduğu St. Moritz’deki büstüyle ölümsüzleştirdi.