Derleyen: Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Bir ABD başkanının gizli ilişkisi, inkâr edilen bir çocuk ve susturulmaya çalışılan bir kadın… Nan Britton’un hikâyesi, yalnızca siyasi bir skandal değil; gücün karşısında yalnız ve sessiz bırakılan kadınların da tarihsel bir simgesi. ABD siyasi tarihinin en karanlık ve uzun süre görmezden gelinen skandallarından biri, yıllar boyunca ‘dedikodu’ olarak anıldı. Oysa bu hikâyenin merkezinde bir söylenti değil, bedel ödemiş bir kadın yani Nan Britton vardı. Bugün tarih kitaplarında Warren G. Harding’in adı bir başkan olarak yer alırken, Britton’un adı ancak geç de olsa gerçeğin ortaya çıkmasıyla anılmaya başlandı.

Nan Britton, 1896 yılında Ohio’da dünyaya geldi. Genç yaşta tanıştığı Warren G. Harding, o dönemde yükselen bir siyasetçiydi. Britton’un anlatımına göre aralarındaki ilişki, Harding’in siyasi kariyeri ilerledikçe daha da gizli hale geldi. Harding senatör, ardından ABD Başkanı olduğunda bile bu ilişkinin sürdüğü iddia edildi. Britton, Harding’in evli olmasına rağmen onunla uzun süreli bir ilişki yaşadığını, hatta Beyaz Saray’da gizli görüşmeler yaptıklarını ileri sürdü. Bu iddialar, dönemin ahlaki ve siyasi atmosferinde yalnızca ‘skandal’ değil, aynı zamanda bir tehdit olarak görüldü.
KİMSE ONA İNANMADI
1919 yılında Britton bir kız çocuğu dünyaya getirdi, adını Elizabeth Ann Blaesing koydu. Britton, kızının babasının Warren G. Harding olduğunu söylese de bu açıklama, güçlü bir siyasi duvarla karşılandı. Harding cephesi iddiaları kesin bir dille reddetti. Britton’un açtığı babalık davası ise kanıt yetersizliği gerekçesiyle sonuçsuz kaldı. O yıllarda DNA testi gibi bilimsel yöntemler yoktu. Bir kadının beyanı, özellikle de karşısındaki erkek ABD Başkanıysa, neredeyse hiçbir anlam taşımıyordu. Britton, hem kamuoyu hem de medya tarafından ‘şantajcı’, ‘hayalperest’ ve ‘ahlaksız’ olmakla suçlandı.
Warren G. Harding 1921-1923 yılları arasında görev yapan ABD’nin 29. başkanıydı. Ohio doğumlu Harding, siyasete atılmadan önce gazetecilik yaptı ve Marion Daily Star adlı yerel gazeteyi yayımladı. Harding, I. Dünya Savaşı’nın ardından ülkeye ‘normale dönüş’ (Return to Normalcy) vaadiyle başkan seçildi. Görev süresi ekonomik büyüme ve vergi indirimleriyle anılsa da, yönetimi özellikle kamu kaynaklarının usulsüz kullanımıyla gündeme gelen Teapot Dome Scandal gibi büyük yolsuzluk skandalları nedeniyle sert eleştiriler aldı. Harding, 1923 yılında görevdeyken kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Ölümünün ardından başkanlığı dönemin en tartışmalı yönetimlerinden biri olarak tarih kitaplarına geçti.

‘BAŞKANIN KIZI’ ADLI KİTAP ÇIKARDI
Warren G. Harding, 1923 yılında görevdeyken hayatını kaybetti. Ancak bu ölüm, Nan Britton için bir rahatlama değil, daha büyük bir yalnızlık getirdi. Maddi destekten yoksun kaldı, toplumdan dışlandı ve kızıyla birlikte zor koşullarda yaşam mücadelesi verdi. Sessiz kalması bekleniyordu ancak o tüm kötü yorumlara rağmen susmamayı seçti. 1927 yılında Nan Britton, ‘The President’s Daughter (Başkanın Kızı)’ adlı kitabını yayımladı. Kitapta Harding ile yaşadığı ilişkiyi ve kızının hikâyesini ayrıntılarıyla anlattı. ABD kamuoyu sarsıldı. Kitap büyük ilgi gördü, ancak Britton üzerindeki baskı daha da arttı.
Birçok çevre, kitabı ‘ahlaksızlık’ ve ‘iftira’ olarak nitelendirdi. Britton ise hem geçimini sağlamak hem de kızının kimliğini savunmak için bu kitabı yazdığını söyledi. Yıllar boyunca anlattıkları ciddiye alınmadı; tarih, güçlü olanın lehine yazıldı. Aradan neredeyse 100 yıl geçti. 2015 yılında yapılan DNA testleri, Elizabeth Ann Blaesing’in gerçekten de Warren G. Harding’in kızı olduğunu doğruladı. Böylece Nan Britton’un yıllar önce dile getirdiği iddialar bilimsel olarak kanıtlanmış oldu.
ERKEK TORUNLARININ DNA’SI İNCELENDİ GERÇEK ORTAYA ÇIKTI
Bu sonuç, yalnızca bir aile gerçeğini değil, aynı zamanda bir kadının sistematik olarak nasıl susturulduğunu da gözler önüne seren bir örnekti. Nan Britton, yaşarken ‘yalan söyleyen kadın’ olarak anılmış; öldükten sonra haklı olduğu kabul edilmişti. Bu hikâye siyaset, şöhret ve güç üçgeninde, kadınların tanıklıklarının nasıl kolayca itibarsızlaştırıldığına dair tarihsel bir örnek olarak hafızalara kazındı.
Nan Britton 1991 yılında hayatını kaybetti. Yaşarken haklılığı kabul edilmeyen Britton, bugün ABD tarihinin en çarpıcı kadın figürlerinden biri olarak anılıyor. Onun hikâyesi, yalnızca bir başkanın gizli hayatını değil, gerçeği söylemenin bedelini de anlatıyor.

ALINTI Elizabeth Ann Blaesing 2005 yılında hayatını kaybettiği için DNA testi doğrudan kendisinden alınan bir örnekle yapılmadı. 2015’te gerçekleştirilen çalışma, yaşayan torunlarından alınan DNA örnekleri ile Warren G. Harding’in soy hattından gelen akrabaların genetik materyalinin karşılaştırılmasına dayandı. Araştırmacılar özellikle Y kromozomu analizi kullandı. Y kromozomu babadan oğula neredeyse değişmeden geçtiği için, Harding’in erkek soyundan gelen akrabalarının DNA’sı ile Blaesing’in erkek torunlarının DNA’sı karşılaştırıldı. Elde edilen genetik eşleşme, Harding’in Elizabeth Ann Blaesing’in biyolojik babası olduğunu güçlü biçimde doğruladı.
