Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Yeni yılın ilk günlerinde suların durulmadığı ABD Başkanı Donald Trump ve Venezuela’da Nicolas Maduro’nun açıklamalarıyla anlaşılmıştı. Birkaç gün önce tüm dünyada ümitle karşılanan yıl, Maduro için bundan uzakta kalıyordu. Çünkü henüz 3’üncü gün, ABD’nin kaçırdığı Venezuelalı liderin kamuoyuna yansıyan görüntüleri, hiçbir ülke için olumlu etki yaratmayacak cinstendi. Üstelik Trump, Venezuela’yı da artık kendilerinin yöneteceğinden bahsediyordu. 3 Aralık günü ABD’nin başlattığı operasyon, önce Caracas’ın bombalanmasıyla dünya gündemine damgasını vurmuştu. Saatler sonra alınan bilgiler ise ‘Maduro’nun ABD’nin elinde olduğu’ kaydediliyordu. Tüm olaylar başlamadan yalnızca 12 saat önce Çin heyetiyle görüşen Maduro’nun kaçırılmasının ardından da ilk açıklamalar Çin ve Rusya’dan gelmişti. Venezuela’da yaşananlar uyuşturucu ya da ‘suç’ kaynaklı olmayabilir miydi? Dünyanın gözü kulağı ABD’nin güneyindeydi. Ancak pek çok kaynak yaşananların akıllara gelen soruları açıkladığına dikkat çekiyordu. Yani belki de cevap sorudaydı… Operasyondan saatler önce Venezuela Devlet Başkanı, limana ilk kara saldırısını gerçekleştirilmesinden hemen sonra Irak’takine benzer bir ‘sonsuz savaş’ uyarısında bulunmuştu. Bu ne demekti? Maduro’nun kaçırılmasıyla alevnen ve Venezuela yönetiminde ABD’nin de söz sahibi olacağını söylemesi Trump için kısa vadeli bir zafer miydi? Yaşananları perde arkası ve tüm detaylarıyla, İstanbul Aydın Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tarık Oğuzlu ve Hacettepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Şebnem Udum, Milliyet.com.tr’ye anlattı.

MADURO’NUN SON UYARISIYDI: SONSUZ SAVAŞ NE ANLAMA GELİYOR?
Venezuela lideri Maduro ABD tarafından kaçırılmadan kısa bir süre önce, Trump’ı ‘yasadışı savaş kışkırtıcılığından’ vazgeçmeye ve ‘ciddi görüşmelere’ başlamaya çağırdı. Ancak Trump’ın istediği bu değildi. Venezuela devlet başkanı, ABD’li mevkidaşının limana ilk kara saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasının ardından Irak’takine benzer bir ‘sonsuz savaş’ uyarısında bulundu. Maduro, “Beni veya Venezuela’yı kitle imha silahlarına sahip olmakla suçlayamadıkları için… Nükleer füzelerimiz veya kimyasal silahlarımız olmakla suçlayamadıkları için… ABD’nin, onları sonsuz bir savaşa sürükleyen kitle imha silahları iddiası kadar yanlış olduğunu bildiği bir iddia uydurdular” demişti. Sözlerin noktalamadan önce de, “Bütün bunları bir kenara bırakıp ciddi görüşmelere başlamamız gerektiğine inanıyorum” diye eklemişti. Peki Maduro’nun son sözlerindeki ‘sonsuz savaş’ neydi? Doç. Dr. Şebnem Udum şöyle açıkladı:
“Venezuela’da Maduro yönetiminin diğer unsurlarının bir ‘dış darbe’ ile yönetimden uzaklaştırılacağı, yoksa ABD’nin asker göndererek içeride Irak benzeri bir çatışma yürüteceği bilinmiyor. İki Irak savaşından farklı olarak ABD, bu kez siyasi amaca giden yolda nokta hedef seçti. Amerikan askerlerinin sahada bir iç çatışmaya sokmadan ve ekonomiyi sarsmayacak şekilde Venezuela’da halkın da desteklediği muhalefetin yönetime gelmesini desteklemesi ve ilişkileri yeniden tanzim etmesi bekleniyor. Böylece, Rusya ve Çin etkisini de zayıflatmış olacak. Maduro’nun ABD’nin saldırısından önce verdiği bir televizyon söyleşisinde ABD’nin Irak’takine benzer sonsuz savaş yürütmek istediğine dair uyarmış ve asıl amacının Venezuela petrolüne, altınına ve nadir toprak elementlerine sahip olmak istediğini söylemişti (Guardian). 2003 Irak Savaşı’nın başlama nedeni ve siyasi amacı ile var olan ABD yönetiminin dünya ile ilişkisi şu anki yönetiminkinden farklıydı. Uluslararası hukuk normları, İsrail’in Gazze’de yürüttüğü operasyon nedeniyle aşınmış durumda. ABD yönetiminde bulunan Trump, dünya görüşü ve devlet tecrübesinin yetersizliğinden ötürü, güç kullanımı ya da kullanma tehdidi ile kısa sürede ve düşük ekonomik maliyetle sonuç alabileceğini düşünüyor. Bu da uluslararası hukuk ve uluslararası örgütlerin yıpranmasına, orta ve uzun dönemde dünyayı istikrarsızlaştıracak ve çatışma riskini artıracaktır. 2003-2011 arası Irak’ta yaşananlar, hem Obama hem de birinci Trump döneminde ABD dış politikasının önceliklerini ve yöntemlerini belirlemişti. Uzun süreli askeri güç kullanımı ile değil, kısa süren bir çatışma ve iç belirleyicilerle ülkedeki dönüşümü ABD lehine sağlamak olarak değişmişti.”

PETROL VE MADEN ÇEMBERİNDE 2 BÜYÜK GÜÇ! ÇİN VE ABD KARŞI KARŞIYA GELİR Mİ?
Venezuela ile ABD arasında yaşananların perde arkasında ‘suçtan’ fazlası olduğunu pek çok kişi biliyordu. Öyle ki ABD’nin uyuşturucuyu kendi topraklarına soktuğu iddiasıyla vurduğu gemiler ve ortaya koyduğu veriler de Venezuela için değil Kolombiya için daha inandırıcıydı. Çünkü ABD topraklarına en çok oradan uyuşturucu giriyordu. Yaşananların perde arkasında Venezuela’nın petrol bakımından zengin olduğu halde diğer petrol ticareti yapan ülkelerden çok daha fakir olması vardı. Halkı fakirlik çeken Güney Amerika ülkesi için Doç. Dr. Şebnem Udum, “Donald Trump yönetimindeki ABD, 3 Ocak 2026 sabahı Venezuela’nın başkenti Carakas’a saldırı düzenleyerek devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşini ülke dışına çıkardıklarını açıkladı. BM Şartı’na aykırı olarak egemen bir devletin sınırlarını aşarak müdahalede bulundu. Bu müdahalenin açıklanan siyasi amacı ülkeden ABD’ye uzanan narkotik tehdit ve bunu engelleme olduğudur. Ancak, bu engellemeler sırasında ABD, Venezeula’nın petrol tankerinde de el koymuştur. Venezuela, dünyada kanıtlanmış petrol rezervlerinden en yüksek orana sahiptir. Bunun yanında ülkenin kötü ekonomisi ve demokratik normları tanımayan yönetimi nedeniyle iç huzursuzluk ve göç yaşanıyor. Aynı zamanda Caracas’ı dış etkilere açık duruma gelmişti. Bu güç boşluğunu ekonomik ve siyasi nedenlerle Çin ve Rusya doldurmuştu” dedi. Söz konusu Çin olunca, ABD’nin tek amacının Venezuela’yı ve başkanını devre dışı bırakmak değil, Çin’i de zayıflatmak olduğu görülüyordu.
Doç. Dr. Şebnem Udum ABD ve Çin ile ilgili sözlerine Rusya’ya da dikkat çekerek devam etti: “Çin, Hugo Chávez’in yönetime gelmesinden başlayarak Venezuela’yla ticari ilişkileri derinleştirmiş ve petrol sektörüne yatırımlar yapmıştı. Venezuela da ABD’nin etkisini kıracağı düşüncesiyle bu ilişkileri güçlendirmişti. Yerine gelen Maduro yönetimi ilişkileri benzer düşüncelerle korumuş, Çin de ABD’ye karşı Maduro’ya diplomatik ve ekonomik destek vermişti. Ayrıca, 2 milyar doların üzerinde doğrudan yatırım yapmıştı. Çin’in açtığı kredileri petrol olarak ödemeyi taahhüt eden Venezuela, bu kredileri Çin malları alarak koruyabileceğini görmüştü. Yönetimin değişmesi durumunda Venezuela üzerinden petrol ve ekonomik çıkar elde etmiş Çin zarar görecek. Benzer bir durum Rusya için geçerli. Moskova demokratik olmayan rejimleri destekleyerek ABD’ye karşı onun komşuluğunda bir etki alanı oluşturmuştu. Ancak, Rusya’nın Ukrayna’da savaşta olması ve Çin’in ABD’den gelebilecek ticaret engellerine maruz kalmayı istememesi, ABD’nin Venezuela’ya karşı hareketlerinde Caracas’a güçlü bir destek vermeyeceklerini düşündürüyor.”

Prof. Dr. Tarık Oğuzlu’ya göre, Venezuela’da petrolle ilgili dikkat çekici veriler mevcuttu. Bu veriler Çin’in Venezuela petrolü üzerinde nasıl bir hâkimiyet kurduğunu açıklar nitelikte olsa da büyük bir gün için Venezuela tek başına bir kaynak olamazdı. Tüm güney Amerika içinde Çin’in etkisinin giderek büyüdüğü düşünüldüğünde de ABD’nin petrol sebebiyle bölgede olmasına şaşırmamak gerekiyordu. Prof. Dr. Tarık Oğuzlu başka sebeplerin de olduğunu belirterek Venezuela petrolüne ilişkin konuştu.
“Venezuela’nın Rusya, Çin ve İran’la Amerika’nın potansiyel tehdit ya da düşman gibi gördüğü Ülkelerle olan ilişkilerinin olduğunu çok net bir şekilde söyleyebiliriz. ABD buradan bunların gitmesini, Çin’in Venezuela’daki varlığının sona ermesini istiyor. Petrolün yüzde 80’ini Çin alıyor. Venezuela petrolünün başına Amerika çok kesin bir şekilde tekrar geçmiş olsun istiyorlar. Venezuela’nın petrolünün yüzde 40’ı zaten bir Amerikan şirketi tarafından çıkarılıyor. Şimdi bu oranın yüzde 80’lere çıkma ihtimali olduğu konuşuluyor. Venezuela petrolünün özelliklerinden dolayı Amerikan ekonomisi için çok değerli olduğu söyleniyor. Petrol önemli bir motivasyon bu iktidar değişikliğinde. Ama birçok farklı neden de var.” – Prof. Dr. Tarık Oğuzlu

ABD’NİN GÜNEY AMERİKA’DAKİ PLANLARI KISA VADELİ BİR ZAFER Mİ?
Bir ülkenin liderinin yatak odasından eşiyle alınması, kendi içinde tepkilere neden olmaz mıydı? Maduro ne olursa olsun Venezuela’nın seçilmiş lideriydi ve aktif olarak görevindeyken başka bir ülkenin kuvvetleri tarafından kaçırılmıştı. Bu da Venezuela’da bir iç karışıklığın ortaya çıkmasıyla ilgili şüpheler doğuruyordu. Prof. Dr. Tarık Oğuzlu iç karışıklık ihtimalini, “Putin Ukrayna’da meşgul. O zaten güç kullanarak güç kullanarak Ukrayna’yı almaya çalışıyor. Şimdi benzerini Amerika yapıyor. Bu Putin’i müthiş mutlu hissettirir ve jeopolitik davranışına meşruiyet kazandırır. Çin’in de çok rahatsız olacağını düşünmüyorum. Çünkü Venezuela, Çin’in petrol aldığı tek ülke değil. Güney Amerika’ya zaten sızmış durumda. Yine bütün ülkelerle ikili ticari anlaşmaları var. Peru’da mesela çok büyük hacimli tonajlı gemilerin yanaşabileceği bir limanı daha yeni bitirdiler. Dolayısıyla Güney Amerika’daki ekonomik varlığına Maduro’nun iktidardan gitmesi çok olumsuz etkilemeyecektir. Çünkü Çin de belki ileride Tayvan’ı bir oldubittiyle kendisine katmak isteyecek. Tabii Trump’ın bu hareketi ciddi bir meşruiyet yaptı. Biz de yaparız gibi bir şey oldu. Bir iç savaş ihtimalini ben çok olası görmüyorum Venezuela’da. Çünkü halkın yarısı belki de daha fazlası Maduro’yu sevmiyor. Çok umutludur diye düşünüyorum. Trump bir de bunu çok sınırlı tutuyor. Bunun bir savaş havasına dönüşmesini istemiyor. Çünkü bu, dünyaya satmaya çalıştığı algıyla da ters olur. Trump’ın “Savaşları bitireceğim, ABD’yi ‘sonu gelmeyen savaşlara’ sokmayacağım artık, kimseye akıl öğretmeyeceğim” diyordu. Bunu da kolluk kuvvetlerini kullanarak yapıyor. Yani bir iç güvenlik sorunu olarak görüyor ve dünyayı öyle anlatıyor. Yani sanki bir savaş değil de yetersiz bir savunma var gibi” diye değerlendirdi. Peki ama Trump’a ve ABD’ye karşı Güney Amerika’da her geçen gün artan ‘anti-Amerikan’ algısı uzun vadede Trump’ı bir kayıpla ya da başarısızlıkla yüzleştirir mi? Prof. Dr. Tarık Oğuzlu şöyle açıkladı:
“Kısa vadede Trump kazanıyor. Çok net. Yani Venezuela’da iktidarı değiştiriyor. Trump’ı destekleyen siyasetçiler başka ülkelerde iktidara geliyor. İşte en son bunu Pedro’da gördük. İşte zaten El Salvador’da var. Arjantin’de var. Bolivya’da var. Ekvator’da var. Trump’çı diyebileceğimiz siyasiler son siyaset çizgiden gelen rakiplerini yeniyor. Çok kuvvetli anti-amerikancı yaklaşım, anti-emperyalist yaklaşım biraz zemin kaybediyor. Trump’çı popülist milliyetçiler iktidara geliyor. Kısa vadede kazançlı gibi ama orta ve uzun vadede Trump’ın yöntemleri, üslubu, tavrı, kaba güç siyaseti yapmaya çalışması, al-verci olması, aşırı pragmatik ve faydacı olması bu ülkelerin doğal kaynaklarına çöken Amerika şeklinde algılanması… Orta ve uzun vadede Amerika’yı kaybettirir. Çünkü Çin’in özellikle, hiç böyle bir söylemi yok. Yani Çin’in bölgeye yaklaşımı böyle Amerikan tarzı emperyalizmin ötesinde bölgenin de kalkınması ve modernleşmesini destekleyen Çin gibi. Yani kazan kazan gibi görünüyor Çin’in yaklaşımı. Orta ve uzun vadede bence Çin’e daha çok yer açacaktır ABD’nin bu duruşu. Eğer Trump’ın bu bakış açısı değişmezse bu mümkün olabilir.”
