Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Beyza Genç (28), Kütahya/Tavşanlı doğumlu. İlkokul ve ortaokulu Harmancık’ta okudu. Lise eğitimini yine en yakın ilçe olan Tavşanlı’da devlet yurdunda kalarak tamamladı. Uludağ Üniversitesi İşletme bölümünden de dereceyle mezun oldu. Yıllarca Bursa’da özel bir şirkette muhasebe ve finans uzmanı olarak çalıştı. 2023 yılında Almanya’dan aldığı bir iş teklifi üzerine çalışma vizesiyle göç süreci başlamış oldu. İki yıllık Almanya macerasının sonunda ise ait olduğu topraklara döndü.
‘ORADA ÇAY İÇİYORSUN AMA SOHBET YOK, HEP BİR ŞEYLER EKSİK’
‘Almanya’da alım gücü yüksek ama hep bir şeyler eksik’ diyen Beyza Genç, “Türkiye’de doğup büyümüş biri olarak Almanya gibi kurallardan ve düzenden ibaret bir ülkeye adapte olmak oldukça zordu. Mesela orada da özgürce yürüyüş yapabileceğimiz ormanlar var ama çam ağacının, çıranın, bizim ormanlarımızın kokusu eksik. Orada da çay içiyorsun ama hoş sohbet yok. Yemek yiyorsun, sofran kalabalık değil, samimiyet eksik, çok güzel evlerde oturuyorsun; misafirin, gelenin gidenin yok, hatır gönül eksik. Sanki burada her şey tamdı oraya gidince eksildim. Dönmemle ilgili en büyük etken ise ailem. Her şeyi bir şekilde aşıyor insan ama ailenin yerini hiç kimse ve hiçbir şey tutmuyor” bilgisini paylaştı.

‘Konfor alanımdan çıkıp özgürce keşfedeceğim diye çıktım bu yola, ama anladım ki ait hissetmeden özgür de hissedemiyor insan’ şeklinde konuşan Beyza, “Hep misafirsin, hep yabancısın. Ne kadar öğrensen de dil senin dilin değil, kendini ifade edemedikçe, kafesteki kuş misali çırpınıp duruyorsun. Özgürlüğümü, kimliğimi, kendimi burada bırakmışım, ben çok mutlu biriymişim. Dağlarda yürüyüş yaparken, kuzulara yem verirken, misafir ağırlarken, annemle ekmek yaparken, kendi atımı kırlarda koştururken gerçekten mutluymuşum” ifadelerine yer verdi.
‘ALMANYA’DA ROBOT GİBİYDİK, KİMSE ARKADAŞLIK KURMUYOR’
Vizesini yenilememe kararını verdiği anı sorduğumuz Beyza, “Gereğinden fazla duygusal bir insan olarak bu soru bile gözlerimi doldurdu. O gün, doğum günümdü, arkadaşlarım parti bile hazırlamıştı, çiçekler pastalar hediyeler. Her şey olması gerektiği gibi görünüyor ama değil. İnsan özel günlerde en çok en sevdiklerini arıyor. Sağıma, soluma baktım ailem yok. O an karar verdim işte, dedim ki bunlar kim ve ben burada ne yapıyorum? Mesele çalışmak, para kazanmaksa Türkiye’de de bu imkanlar var” dedi ve ekledi:
“Orada yaşarken ‘sıcaklık, samimiyet’ kavramları yok olmuştu. Türkiye’ye dönünce yeniden hayatıma girdiler. Robot gibiyiz orda, ev, iş, spor arasında sürüp giden bir yaşam. Kimse kimseyle kolay kolay tanışmaz arkadaş olmaz, iş arkadaşı kavramı bile yok diyebilirim. Çalışma arkadaşları sadece mesai içinde gördüğün, saatleri doldurup dağıldığın sosyalleşemediğin insanlar, sistem böyle ilerliyor. Spor salonunda bile her gün aynı saatte antrenman yaptığın insanla selamlaşmıyorsun. Bizim kültürümüzde tam tersi, insanlar beş dakika içinde arkadaş olabiliyor. Bizim yaşadığımız bölgede Türkler biraz çoğunluktaydı, en azından benim oturduğum apartmanda. Ben börek, kısır yapar götürürdüm, komşum tabağımı dolu getirirdi. Minicik bir bağ kurabilmiştim en azından ve benim için sıcaklık, samimiyet bundan ibaretti.”

‘GELİNCE GÖRDÜM Kİ BİZ HER ŞEYİ YARDIMLAŞARAK YAPIYORMUŞUZ’
‘Buraya gelince gördüm ki, biz her şeyi yardımlaşarak yapıyormuşuz’ diyen Beyza, “Ekmek yapıyoruz bütün komşularımız yardım ediyor, biri hastalanıyor öbür komşu doktora götürüyor. Allah eksiltmesin her gün misafirimiz var. Haber vermeden aramadan gelebiliyor insanlar mesela, bu başka bir boyut benim için. Mesela en etkilendiğim anlardan biri, annemin kuzeni var köyde, Ayşe teyzem. Beni gördüğünde ağlamaya başladı. Kurduğumuz bağların gerçekliği, insanların içtenliği, herkesin bana hoş geldin deyip hiç gitmemişim gibi bağırlarına basması, doğru bir karar verdiğimi bir kez daha anlamış oldum” şeklinde konuştu.
‘Döndüğümde, ilk zamanlar uyandığımda işe gideceğim zannediyordum, ama uyandıran şey alarm değil annemin sesiydi’ diyen Beyza, “İş kendi işimiz, şefim yok, mesai saatim yok. Almanca yok, güvende hissettirdi. Her gün hazırlanıp, trafiğe girip işe gitmiyorum mesela, treni kaçırmıyorum, bir yerlere yetişmiyorum. Beslenme düzenim tamamen değişti, organik beslenmek için delice paralar harcamıyorum. Ekmek, süt, yumurta yeşillik sayamayacağım kadar besinimizi kendimiz üretiyoruz” bilgisini paylaştı.

‘EV KİRASI YOK AMA KÖY EVİNDE 1 ODA SICAKSA 9 ODA BUZ GİBİ’
‘Köyde sobayla ısınıp, odununu dağdan getirmek zorundasın’ diyen Beyza, “Evet ev kirası ödemiyorsun, ama köy evi. Bir oda sıcaksa dokuz oda buz gibi. Toplarsın toplanmaz, temizlersin ertesi gün yine kirlenir. Şehirde ketojenik beslenirsin, köyde makarnayı ekmekle yerler ağzın açık kalır. Bir süre sonra kendini bir dilim ekmeğe tereyağı sürerken bulursun. Beyaz yakalıysan, sürekli temiz ütülü resmi giyinmek zorundasın, burada eskilerini diker yamar giyersin, kimse de ayıplamaz. Para verip aldığım her şeyin burada tarladan toplanabildiğini, bütün yaz kışa hazırlık yapıldığını, her şeyin tadının olduğunu söylesem abartmış olmam. Köyde yaşayanlar bilir, burada her şey bir başkadır” dedi ve ekledi:
“En yakın köy bizim köy olmasına rağmen merkeze gidebilmek için muhakkak bir ulaşım aracına ihtiyacımız var, köyde market bakkal yok, haftada bir gün pazar kuruluyor, biz de o günlerde gidiyoruz merkeze. Evet, şef patron yok ama hayvanlarımız var. ‘Hastayım, raporluyum, gelemem’ deme lüksün yok, her gün bakımını sağımını yapmak zorundayız. Düğün bayram seyran dinlemez çiftçilik, onlar bizim her zaman önceliğimizdir. Dışardan göründüğü gibi 7/24 sobada kestane pişirip yemiyoruz. Kar da yağsa gidip odununu hazırlaman, kesmen, taşıman lazım. Bunlar dışardan kolay görünen, romantize edilen ama bizim için görev niteliğinde işler. Yumurta istiyorsan tavuğa yem vereceksin, süt istiyorsan ineğe ot vereceksin, gübresini temizleyeceksin, buzağısını emzireceksin. Ayakkabısı kirlenince kıyameti koparanlar lütfen köyü romantize etmesin. Bizler burada gerçekten son derece özverili bir şekilde çalışıyoruz, sıcak soğuk demeden tarladan tarlaya koşturuyoruz.”

‘HALA TEREYAĞINI YAYIKTA YAPARIZ’
‘Bizim geçen seneye kadar 200 baş koyunumuz vardı, ilkbaharda yaylaya çıkılır, sonbahar bitince köye dönülürdü’ diyen Beyza, “Eskiden ailecek gidilir kalınırmış, artık yerleşik hayata geçsek bile bizim yörük kanımız damarlarımızdan çıkmamış. Babam yıllarca dağda kaldı hayvanlarla, biz de ona eşlik ettik. Ben atın heybesinde yumurta taşırdım kilometrelerce uzağa. Babam öğretti at binmeyi, traktör sürmeyi, hayvanlara bakmayı ve sayamayacağım pek çok şeyi. Ailecek kültürümüze çok bağlıyız ve yaşatmaya çalışıyoruz. Hala tereyağını yayıkta yaparız, dağda çocuklara kilimden beşik yaparız. Konarız göçeriz, Türk olmaktan her daim gurur duyarız ve çocuklarımızı yiğit yetiştirmeye özen gösteririz. Yetiştirilme tarzı kişiliğimizin şekillenmesinde bence büyük rol oynuyor. Bizim kültürümüzde olan olmayana verir, her şey hep beraber yapılır. Sofrada bir kişi eksik olsun yemeğe başlanmaz. Anaya ataya saygı esastır, büyüklerin yanında ayak bile uzatılmaz. Hayvanını kendin yetiştirir, ekmeğine kadar kendin yaparsın. Dağda kara demlikte kömürde yapılan çayın tadı dünyanın hiçbir yerinde yoktur. İnsan böyle bir yaşamdan kopup bambaşka hayatlara girince, aslında sahip olduğu değerleri korumaya çalışıyor. Ben de burada bir aile kurup, çocuklarımı bu kültürle iç içe yetiştirmek istiyorum” ifadelerine yer verdi.
Köyde şuan için herhangi bir giderinin olmadığını dile getiren Beyza, “Garip ama evet, ailemle yaşadığım için bir gelire de ihtiyacım yok. Almanya’dan bir miktar birikimim var bir ihtiyacım olursa oradan karşılıyorum. Burası benim evim, benim ailem, benim kültürüm, büyüdüğüm sokaklar, tanıdığım simalar. Havası, yağmuru, suyu toprağı. Kelime anlamı tam nedir bilmem ama iliklerime kadar hissettim ki ben buraya aitim” şeklinde konuştu ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Hayat bir kere ve sizin hayatınız için en büyük söz sahibi siz olmalısınız. Gençken bazı kararları almak daha kolay, fırsatınız varken denemelisiniz. İnanın, çalışın, başarın. Ben istedim, gittim, başardım, geri döndüm. Siz isterseniz orada kalın ama burada bir yuvanız olduğunu asla unutmayın. Ev kurmak, düzen bozmak, bunlar hedefi olan insanlar için kolay şeyler. Benim için en önemli olan ailedir, zamanınız varken sarılın. İnsanın hayatı iki bavula da sığarmış, hiçbir şey de gözümüzde büyüttüğümüz kadar büyük değilmiş. Mesele nerede gerçekten mutlu olduğun, içinde, kalbinde huzuru gerçekten nerde hissettiğin. Benim hikayemden çıkacak bence en önemli mesaj, insanın isterse her şeyi başarabileceğidir. Gidilmez denilen yerlere gidilir, dönülmez denen yerlerden dönülür. Gönlünüzü dinleyin.”
