Betül Yasemin Kökbek / Milliyet.com.tr – Hollanda’da 17 yaşındaki bir genç, futbol oynarken dizini sakatladı ve rutin bir diz ameliyatı geçirmek üzere hastaneye kaldırıldı. Operasyon sorunsuz tamamlandı; ancak genç anesteziden uyandığında beklenmedik bir durumla karşılaşıldı. Genç, kendi ana dili Flemenkçeyi konuşamıyor, sadece okulda öğrendiği İngilizce dilini konuşuyordu. Hatta ‘ABD’de olduğunu’ söyleyerek kendi ülkesinde olmadığı konusunda ısrarcı davranıyordu. Başta hastane personeli, gencin bu durumunun anestezi sonrası ortaya çıkabilen delirium (uyanış karmaşası) olduğunu düşündü. Ancak birkaç saat sonra hâlâ ana dilini konuşamayınca psikiyatri ekibi devreye girdi. Değerlendirme sonucunda genç sakin, dikkatli ve sorulara yanıt veren bir durumda gözlemlendi; fakat bu yanıtların tamamı İngilizceydi. Zamanla kısa yanıtlarla Flemenkçe konuşmaya çalışsa da bunu devam ettirmekte zorlandı. Araştırmalar sonucunda 17 yaşındaki gencin durumu tespit edildi. Oldukça nadir görülen bu vakalara bir yenisi eklendi ve uzmanlar durumu Milliyet.com.tr’ye değerlendirdi.

MUAYENEDE ANORMALLİK GÖRÜLMEDİ AMA…
Yapılan incelemeler sonucunda doktorlar, gence ‘Yabancı Dil Sendromu (Foreign Language Syndrome)’ tanısı koydu. Bu nadir görülen durumda, kişi geçici olarak ana dilini kaybedip daha önce öğrendiği ikinci dili istemsizce kullanabiliyordu. Nörolojik muayenede herhangi bir anormallik saptanmadı. Ameliyattan yaklaşık 18 saat sonra genç Flemenkçe’yi anlamaya başladı, ancak konuşamadı. Bir sonraki gün arkadaşları ziyarete geldiğinde aniden ana dili hem anlama hem konuşma yeteneğiyle normale döndü ve üç gün sonra taburcu edildi.
Yabancı Dil Sendromu tıpta oldukça nadir görülüyor. Dünyada yalnızca yaklaşık dokuz benzer durum bildiriliyor. Çoğu vakada kişi ilk dilini bırakıp öğrendiği ikinci dili konuşuyor olsa da bu kadar net bir dil değişimi vakası daha az görülüyor. Uzmanlar, bu tür dil değişimlerinin nedenini henüz tam olarak açıklayamıyorlar; anestezinin bilişsel etkileri ve uyandırma sürecindeki karmaşa gibi faktörlerin rol oynayabileceği düşünülüyor.
Dönem dönem medyada gündeme gelen ‘Yabancı Dil Sendromu’ bugün hâlâ anlaşılması zor karışık bir durum. Bu vakaya bakıldığında kişinin ana dilini unutması ve öğrendiği diğer dilleri ana dili olarak algılaması ve konuşması akıllara beynin anadili ve sonradan öğrenilen dilleri farklı bölgelerde depolayıp depolamadığı geliyor. Açıklamalarına bu soruyu cevaplayarak başlayan Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ramazan Sarı, “Ana dil ve sonradan öğrenilen tüm diller beyinde fonksiyonlarına göre çok yakın yerlerde depolanır ve bir dil becerisi bozulursa diğerleri de bozulur“ dedi.
‘HİÇ BİLMEDİĞİ BİR DİLİ KONUŞAMAZ’
Tıpkı bu vakada olduğu gibi bazen geçici ataklar olabileceğini ve bunlar için ayrıntılı MR incelemesinin mümkün olduğunu söyleyen Doç. Dr. Sarı, bu hastanın 24 saat içerisinde normale döndüğünü ve başka vakalarda da geri dönüşlerin olduğunun altını çizdi. Bir kişinin hiç bilmediği bir dili konuşmasının mümkün olmadığını bu vakadaki 17 yaşındaki gencin daha önce İngilizce dil eğitimi aldığı için bu dili konuşmuş olabileceğini hatırlattı.
“Bilgi akışında aksamaya sebep olacak bir mikro hasar ya da geçici iskemik atak dediğimiz şey çok önemli. Bunlar beyin dokusuna gelen bir damarın tıkanması o bölgenin beslenmesinin bozulması takip eden süre içerisinde yavaş yavaş bu bölgenin tekrar beslenmesinin sağlanmasıyla geriye dönen hasarlar olabilir. Bu vakada geri dönmüş ve iletişim başlamış.” – Doç. Dr. Ramazan Sarı
Hastanın uyandığı zaman İngilizce’yi ana dili sanması ve kendisini ABD’de gibi hissetmiş olması mekânsal bir kafa karışıklığına da sebep olmuş. Doç. Dr. Ramazan Sarı bu durumu şu cümlelerle açıklıyor: “Bu durum geçici bir hafıza kaybı gibidir bu durum biz bunu daha çok kafa travmalarında görürüz. Dolayısıyla mekanlar algıda bir bozulma olur ve beyin bu tip hastalara bir oyun oynar. Bu kişi çok fazla bilgisayar oyunu oynuyorsa yada Amerikan filmi izliyorsa etraftaki birçok obje ve göstergeyi bu bilgiyle birleştirerek ona bir senaryo yazmış olabilir. Dolayısıyla bu mümkün.”

ANESTEZİ UYGULAMASI BASKIN DİLİ DEVRE DIŞI MI BIRAKIYOR?
Hollanda’da da yaşanan bu vakayı Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Prof. Dr. İsmal Cinel de kendi alanına göre yorumladı. Anestezi uygulamasının beynin ‘baskın dili’ geçici olarak devre dışı bırakıp bırakamayacağını sorduğumuzda Prof. Dr. Cinel şu cümlelerle açıklamalarına başladı: “Anestezi uygulaması, beynin konuşma dillerinden birini kapatıp diğerini açması gibi basit bir mekanizma ile işlev görmesine yol açamaz.”
Literatürde bildirilen nadir vakalarda, genel anestezi sonrası anadilin geçici olarak baskılanması, buna karşın daha önce öğrenilmiş ama günlük hayatta aktif kullanılmayan ikinci bir dilin öne çıkması şeklinde bir tablonun vurgulandığını ileten Prof. Dr. Cinel, ‘Foreign Language Syndrome (FLS)’ olarak adlandırılan durumun dil merkezlerinin kalıcı hasarından kaynaklanmadığını;
– Uyanma döneminde görülen geçici bilinç ve algı organizasyonu bozukluğu,
– Dil ağlarının asenkron toparlanması,
– Yürütücü kontrolün kısa süreli baskılanması ile ilişkili olarak yorumlandığını söyledi.
Prof. Dr. Cinel, “Baskın dilin silinmesi söz konusu olmayıp; beynin dil kullanımını organize eden üst kontrol mekanizmalarının geçici olarak devre dışı kalması ile ilişkili bir durum söz konusu olabilir“ açıklamasında bulundu.
Ameliyat sırasında kullanılan anestezik maddelerin (propofol, sevofluran vb.) dil merkezleri üzerinde özel bir etkisi olup olmadığını sorduğumuzda ise Prof. Dr. Cinel, bugüne kadar hiçbir anestezik ajanın tek başına yabancı dil konuşmaya yol açtığının görülmediğinin altını çizdi. Prof. Dr. Cinel, “Ancak bildirilen vakalara bakıldığında; propofol, sevofluran, midazolam ve opioidler gibi ajanların sıklıkla ortak olarak kullanıldığını görüyoruz. Buradaki önemli nokta, tek bir ilacın etkisinden çok kortikal ağlar arası senkronizasyonun geçici bozulması ve özellikle frontal yürütücü kontrolün baskılanması ile ilişkili olabilir. Literatürde vurgulandığı üzere ikinci dil genellikle daha otomatik, daha az bilinçli kontrol gerektiren bir ağ üzerinden çalışabilir. Bu nedenle üst kontrol baskılandığında, paradoksal olarak ikinci dil öne çıkabilir” dedi.

“Literatürde bildirilen vakaların önemli bir kısmı ortopedik cerrahiler (diz, ayak bileği, tibia) ve kısa süreli elektif ameliyatlar sonrasında görülmüştür. Bunun olası nedenleri arasında: Ameliyatlarda genel anestezi ve hızlı uyanma hedeflenmesi, hastaların genç ve bilişsel rezervlerinin yüksek olması, uyanma dönemindeki konfüzyonun daha ‘fark edilir’ olmasıdır. Ancak altını çizmek gerekir ki ameliyatın türünden çok, uyanma dönemindeki nörokognitif geçiş süreci belirleyicidir. Özetle, bu vakalar halk arasında gizemli ya da sansasyonel gibi algılansa da, elimizdeki veriler bunun beynin uyanma sürecindeki geçici bir organizasyon bozukluğu olduğunu göstermekte; kalıcı bir hasar ya da ‘kişilik değişimi’ söz konusu olmamaktadır.” Prof. Dr. İsmal Cinel
