Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – Rusya’da doğup büyüyen Tatar Türkü Lina (33), üniversiteyi bitirdikten sonra evlendi ve şimdilerde 6 yaşında bir çocuğu var. Üç yıldır işleri gereği Yakutsk’ta yaşayan Lina ve ailesi, sosyal medyada şehir yaşamı ve iklim koşulları ile ilgili yaptıkları paylaşımlarıyla dikkat çekiyor. Lina, bir Türk firmasında kalite kontrol mühendisi olarak çalışmakta. Şimdilerde bölgede 3. kışlarını yaşayan ve artık alıştıklarını dile getiren Lina, “İlk yıl, Yakutistan’daki ilk kışımız çok soğuktu, sıcaklık -63 dereceye kadar düşüyordu, insanların burada bütün hayatlarını nasıl geçirdiğini anlamıyorduk. Tamam, biz çalışmak için geldik ve bu soğuğa bir şekilde dayanmak zorundaydık ama sürekli neden insanların buradan taşınmadığını merak ediyorduk. Ama onlar burada doğmuş ve bu kış şartlarına alışmış. Şimdi buradaki üçüncü kışımızdayız ve anlıyoruz ki alışmak mümkün. Geçen yıl ılıktı, bu yıl da ılık, sadece belki bir hafta -45 ve -58 derece arasındaydı. Yerli halk için eksi 40 dereceye kadar hava sıcak sayılır ve sadece eksi 40’tan sonra ‘biraz soğumaya başladı’ diyorlar” şeklinde konuştu.
Eksi 40 dereceden sonra şehrin sisle kaplandığını dile getiren Lina, “Görüş mesafesi 10 metreden az olur, eksi 50 derecede ise görüş mesafesi 5 metreden de azdır. Şehrin sis yüzünden durduğunu söyleyebiliriz. Otobüsler geç kalır ve çok yavaş gider, arabalar da aynı, taksi ise hiç gelmeyebilir. Ve Yakutya’da yaşayan sürücüler gerçekten çok profesyoneldir. Bu havada sürekli kaza olur diye düşünebilirsiniz ama o kadar olmuyor. Bazen de şiddetli soğuklar nedeniyle egzoz gazları hızla soğur ve beyaz buhara dönüşür. Bu elbette büyük zorluklar yaratır ve eğer iş görüşmeleri gibi planlar varsa, bazen tüm programı yeniden düzenlemek gerekebilir” bilgisini paylaştı.

‘EVLER KAZIKLARIN ÜSTÜNDE VE SÜREKLİ SARSILDIĞIMIZI HİSSETTİK’
Evlendikten sonra Rusya’da yaşadıklarını, sonrasında Türkiye’ye döndüklerini dile getiren Lina, “Orada yaşamak istedik, 2023’te olan depremden sonra ben 3 ay eve çıkamadım, kayınvalidemin evinde kaldık. Çünkü önceden depremin ne olduğunu bilmiyordum, hiç yaşamadım. Beni psikolojik olarak bu çok etkiledi, sonra eşim ile tekrar Rusya’ya dönmeye karar verdik. Yakutsk’a ‘beyaz geceler’ varken geldik. Uzak kuzey bölgesinde ‘beyaz gecelerin’ olduğunu bilmiyordum. Yani sabah 4’te de gün ortası gibi aydınlık oluyor. İlk ay hiç uyuyamadık, vücudumuz ne zaman uyuyacağını anlayamadı çünkü dışarısı gündüz gibi aydınlıktı. Yakutsk’ta ‘beyaz geceler’ 2 ay sürüyor, mayıs sonundan başlıyor ve temmuz sonuna kadar devam ediyor. Biz tam olarak ‘beyaz gecelerin’ ortasına denk geldik” dedi ve ekledi:
“Buradaki ikinci şaşkınlığım ise kazıkların üstünde duran evler. Buranın donmuş toprak bölgesi (permafrost tabaka) olduğunu önceden biliyordum, ama nasıl ev yapıldığını hiç düşünmemiştim. Geldiğimizde bu evleri gördük, biz de deprem yaşamış olmamız yüzünden bu evler bize kibritlerin üstünde duruyor gibi görünüyordu. Eşim ilk gün eve girmek istemedi, ona ‘Dışarda kalamayız’ dedim ve daireye çıkmak zorunda kaldık. Eğer yalnız olsaydık belki geceyi dışarda geçirirdik, çünkü gece de gündüz gibi aydınlıktı ama çocuğumuz var, onun bütün gece dışarda kalmasına izin veremezdik. Neredeyse bir yıl boyunca sarsıldığımızı hissettik ama şimdi alıştık.”

‘BAŞKA YERDE DOĞANLAR BURADA YAŞAYAMAZ’
Soğukla nasıl baş ettiklerini sorduğumuz Lina, “Burada doğanlar için bu elbette bir alışkanlık ve normal bir durum. Bizim gibi olanlar için ise ilk zamanlar bir sınavdı, şimdi artık sınav değil ama normal da değil, çünkü doğduğum yerde böyle soğuklar yok. Eşim Adanalı gerçekten dayanıklı biri. Yakutsk’ta doğup büyüyen insanlar daha dayanıklıdır, çünkü doğdukları andan itibaren sert iklime maruz kalırlar. Taşınanlar ise adaptasyon sürecinden geçer ve birçok kişinin bu süreci oldukça zor atlattığını söyleyebilirim. Kısaca ifade etmek gerekirse, Yakutsk’ta doğan herkes diğer bölgelerde yaşayabilir, ancak başka bölgelerde doğan herkes Yakutsk’ta yaşayamaz” ifadelerine yer verdi.
“Burada, Ruslar kendi içinde çok dost canlısı insanlar. Ancak yabancılara karşı mesafeli olurlar” diyen Lina, “Bu sadece soğuk ya da coğrafya ile alakalı değil, kendi sınırlarını koyabilme yeteneği. Herkese ruhumuzu açmayız, hayatımızı ve duygularımızı yabancılarla, hatta her tanıdıkla paylaşmayız çünkü bu bizim özelimiz ve bunu sadece en yakınlarımız biliyor. Ayrıca buradaki insanlar, aşırı iklim ve yaşam koşullarına karşı direnç gösterme yeteneğine sahip ve çok dayanıklı. Sabırlılar ve zorluklar karşısında sakin kalıp ve azim gösterebiliyorlar ve değişen koşullara hızlı adapte olup, uyum sağlama yetenekleri yüksek” şeklinde konuştu.

‘8. YÜZYILA KADAR MEZARLAR YER ÜSTÜNDEYDİ’
Kış aylarında ruh halini korumak için özel yöntemlerinin olmadığını söyleyen Lina, “Çünkü ruh halim açısından bir problemim yok. Yani ben öyle düşünüyorum, böyle sorunlar ancak hiçbir şey yapmayan insanlarda olur, yani bu aslında hava durumu ile ilgili bir şey değil. Benim çocuğum ve eşim var ve onlara zaman ayırmam gerekiyor. Bir evim var ve ev işleri için de zaman ayırmam gerekiyor, sevdiğim bir işim ve birden fazla hobim var. Tüm bunlara vakit ayırabiliyorum ve ruh halim için sorunlar üretmeye zamanım kalmıyor” bilgisini paylaştı.
Bölgede 8. yüzyıla kadar mezarların yer üstünde olduğunu dile getiren Lina, “Saha halkı Şamanizme inandığı için dünyanın üç dünyadan oluştuğuna inanırlar. Üst dünya, iyi ruhların dünyası, orta dünya, insanların dünyası ve alt dünya, kötü ruhların dünyası. Bu yüzden Saha Türkleri insanları toprağa gömmek yerine yer üstü mezarları yaparlardı. Ancak II. Katerina yer üstü gömülerini yasaklayıp, insanların yer altına gömülmesini zorunlu kılınca, başka çare kalmadı ve toprağa gömmeye başladılar. Sürekli donmuş toprak (permafrost) yaklaşık 70 cm derinden başlar. İstenen derinliği kazmak için ateş yakmak gerekir, çünkü ateş sadece toprağı 10–15 cm kadar ısıtır. Bu üst tabaka çıkarılır, ardından ateş yeniden yakılır ve bu işlem yeterli derinliğe ulaşana kadar tekrarlanır ve sonra cenaze gömülür” ifadelerine yer verdi.

‘BU KOŞULLAR ONLARA HAYATTA KALMAYI VE DİRENCİ ÖĞRETİYOR’
“Hayat burada insanlara, şartlarla savaşmayı öğretiyor” diyen Lina, “Ama bu sadece burada doğmamış olanlara, burada doğmuş olanlar için bu zorlu koşullar normal. Yakutlar kendiliklerinden savaşçıdır, onlar eski zamanlardan beri avcı ve savaşçılar olmuştur, bu yüzden direniş ve sabır onlara DNA’larından geçiyor. Buraya taşınan insanlar, bu koşullar onlara hayatta kalmayı ve direnci öğretiyor, bu özellikler olmadan burada yaşamak çok zor olurdu” şeklinde konuştu ve ekledi:
“Yakutsk’ta bir günün en güzel anı genellikle gün doğumu ve gün batımı saatleri arasında. Özellikle kış aylarında gün ışığı çok sınırlıdır ve bu anlar şehirde nadir görülen doğal ışığın en etkileyici olduğu zamanlardır. Yazın ise, gece yarısına kadar güneş batmadığı için günün en güzel anı, sabah erken saatler ya da akşamın yumuşak ışığı olabilir. Soğuk iklim koşullarına rağmen, bu ışık anları, doğanın ve kentin benzersiz güzelliğini ortaya çıkarır.”

‘YAZLARI DA ÇOK TOZLU, ASFALTTAN ARABA GEÇTİĞİNDE TOZ 2 METRE YÜKSELİR’
Böyle koşullarda yaşamanın büyük bir sınav olduğunu ve herkesin dayanamayacağını dile getiren Lina, “Birçok meslektaşımız kışa dayanamaz ve işten ayrılır. Bu, o insanların zayıf olduğu anlamına gelmez, daha çok zorluklarla başa çıkamama durumudur ve bu normaldir. Bu yüzden kesinlikle söyleyebilirim ki, bu koşullar insanı daha güçlü ve sabırlı yapar. Size şöyle söyleyeyim, yaza da herkes dayanamaz, yaz da burada ayrı bir sınavdır. Yaz çok tozlu, asfaltın üzerinde araba geçtiğinde toz 1.5–2 metre yükselir. Üç ay yaz var ve bu aylardan biri sivrisineklerle mücadele ayıdır, buradaki sivrisinekler alıştığımız gibi değil, çok büyük. İkinci ay ise sineklerle mücadeledir ve hiçbir ilaç işe yaramaz. Bu yüzden diyebiliriz ki, Yakutsk insanları yıl boyunca sınar” bilgisini paylaştı ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Yakutsk sadece bir yer değil, tabii ki bu şehrin Uzak Kuzey’de bulunduğunu, sürekli donmuş toprak üzerinde durduğunu, burada iklimin çok sert olduğunu falan söyleyebilirsiniz. Ama ben derim ki Yakutsk aslında burada yaşayan insanlar; kültür ve geleneklerin en büyük değerlerini taşıyorlar. Sert koşullar sayesinde, Sovyet yönetiminden uzak köylere giden, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra köylerden çıkıp yurtlarına dönen kişiler, kültürlerini ve geleneklerini korumayı başardılar. Bunları çocuklarına ve torunlarına aktardılar ve bugünkü nesil de hala kültürlerini ve geleneklerini yeniden canlandırmaya çalışıyor. Bu gözlemlerime dayanarak kısaca ifade etmem gerekirse Yakutsk anlatılmaz, yaşanır.”
