MÜJDE IŞIL – Alejandro Gonzales Inarritu’nun kesişen hayat hikâyeleri ne popülerdi bir zamanlar. Hayatların hiç tanınmayan insanlarla temas etmesi ve bunun bazen yakıcı bazen de onarıcı etkileri olması, kesişme hikâyelerini sinemacılar için vazgeçilmez kılıyor yine de. “I Was a Stranger/Ben Bir Yabancıydım” bu tarzı, mültecilik kavramı üzerinden şekillendiriyor. Ve iç savaş, kargaşa, darbe vs. olan ülkelerdeki sorunların tüm dünyaya yansıyacak bir kelebek etkisi yaratabileceğini vurguluyor. Filmin beş ana karakteri var. İç savaş sırasında Suriye’de çocuk doktoru olan bir kadın, iç savaş sırasında kadınlara ve çocuklara karşı işlenen suçlara tanık olan bir asker; Türkiye’de küçük oğlunu ABD’ye götürme hayalleri kuran bir insan kaçakçısı, ailesi ile Türkiye’den Yunanistan’a geçmek için kalabalık bir teknede yer bulmaya çabalayan bir şair (mesleğinin etkisi gösterilmiyor) ve tüm enerjisini göçmenlerle dolu botları kurtarmak için harcayan bir Yunan sahil güvenlik kaptanı.
Aktivist Brandt Andersen, mülteci kamplarında şahit olduklarından esinlenerek çektiği 2020 tarihli kısa filmi “Refugee”de savaştan harap olmuş Suriye’den kızıyla birlikte kaçmaya çalışan bir doktorun hikâyesini anlatmıştı. “Ben Bir Yabancıydım”, bu kısa filmin geliştirilmiş versiyonu ve Andersen’in ilk uzun metraj yönetmenliği.

Türkiye atlanmış
Andersen, kısa metrajın aksine uzun metrajında farklı mesleklerden beş kişinin kesişen hikâyesinde, Suriye’deki iç savaşın neden olduğu mülteci akınının hem ferdi hem de genel sonuçlarını anlatıyor. Kaçanlar kadar kurtaranların da yaşadığı zorluk söz konusu. Suriye’den kaçanları sömürenlerin aksine onları hayatta tutmak için çabalayanların yani… Ancak bu noktada Andersen gibi göç yolculuklarına hâkim bir aktivistin göstermek istemediği önemli bir nokta göze çarpıyor. Göç yolu üzerinde, milyonları bulan mülteciye kucak açan Türkiye’nin bir fonksiyonu yok neredeyse filmde. Mülteci botlarını geri döndürmeye uğraştıkları haberlere yansıyan Yunan sahil güvenliği ise filmde esas kahraman.
Film, memleketlerini geride bırakan mültecilerin hayatta kalmak uğruna ödediği bedelleri ve yeni yaşamlarının yas üzerine inşa edildiğini anlatmasıyla seyircinin vicdanına sesleniyor. Finalinin hayli vurucu ve zekice bağlandığını belirtmek gerek. Lübnan doğumlu Fransız aktris Yasmine Al Massri ve Senegal kökenli Fransız oyuncu Omar Sy’nin performansları da etkileyici. Film 2024’te Berlinale’de Uluslararası Af Örgütü Film Ödülü’nü kazanmıştı.
Mültecilerle yan yana
Brandt Andersen, Arap Baharı sırasında Orta Doğu’ya ilgilenmeye başladı. Özellikle Orta Doğu ve Afrika’dan milyonlarca insanın savaş, kıtlık, iklim acil durumları ve diğer doğal ve insan yapımı felaketlerden kaçarak Avrupa’da daha iyi bir yaşam arayışına girdiği mülteci krizi sırasında bölgede daha aktif çalıştı. Yıllarca ABD ile Türkiye ve Yunanistan arasında gidip gelerek insani yardım kuruluşlarıyla çalıştı ve mülteci kamplarındaki koşulları belgeledi. Bu çalışmalar İtalya, Ürdün ve Suriye’ye kadar uzandı. Bu süre zarfında Arapça öğrenmeye başladı. Önce kısa filmi “Refugee”, sonra da “Ben Bir Yabancıydım”ı ortaya çıkaracak çalışması ise 2017’de, o zamanki ABD Başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu’daki bazı havaalanlarından ABD’ye giden uçuşlara getirdiği yasakla başladı.
