
20. yüzyılın başlarında sakız, sadece ağızda kalan bir aroma olarak görülmüyordu. Dönemin reklamlarında sakızın sinirleri yatıştırdığı, zihni rahatlattığı ve kişiyi sakinleştirdiği vurgulanıyordu. Wrigley’nin 1918 tarihli bir reklamında sakız için sinirleri yatıştırır ifadesinin kullanılması markanın ürünü duygusal bir desteğe çevirmesiyle ilişkilendiriliyordu.

Bilim insanları sakızın bilişsel etkilerini inceleyen çok sayıda çalışma yaptı. Sonuçlar tek tip olmasa da bazı bulgular dikkat çekici. Düzenli olarak sakız çiğneyen kişilerin sürekli dikkat gerektiren işlerde daha uyanık kaldığı, odaklanma sürelerinin arttığı ve stres seviyelerinin bir miktar düştüğü gözlemlendi. Araştırmalar, sakız çiğnemenin hafıza üzerinde güçlü bir etkisi olmadığını gösteriyor. Yani sakız çiğnemek bilgiyi daha iyi hatırlamanızı sağlamıyor. Ancak uzun ve sıkıcı görevlerde zihinsel uyanıklığı artırabiliyor.

Stres tarafında ise daha tutarlı sonuçlar var. Laboratuvar ortamında yapılan deneylerde, sunum yapan ya da matematik testi çözen kişiler sakız çiğnediklerinde kendilerini daha az stresli hissettiklerini bildirdi. Günlük hayatta da sakız çiğneyenlerin iş stresi yaşadıklarını söyleme olasılıkları daha düşük çıktı. Peki bu etkilerin çoğu nereden geliyor ve sakız çiğnemek neden rahatlatıcı olabiliyor?

Sakızın rahatlatması konusunda bilim insanlarının net bir yanıtı bulunmuyor. Ancak çiğneme sırasında beynin daha fazla kan akışı alması en güçlü teorileri arasında yer alıyor. Bir diğer teori ise yüz ve çene kaslarının sürekli çalışmasının sinir sistemi üzerindeki etkileriyle ilgili. Sürekli devam eden kas aktivitesinin dikkatin korunmasıyla ilişkili olduğu biliniyor.

Bazı araştırmacılara göre ise sakız çiğnemek, dikkati dış dünyadaki stres kaynaklarından uzaklaştırıyor. Bu durum vücudun stres tepkisini yöneten sistemleri daha az tetikliyor. Kortizol ölçümlerinde elde edilen karışık sonuçlar da bu görüşü kısmen destekliyor. Sakız bazen kortizolü artırarak dikkati yükseltiyor, bazen de özellikle sabah saatlerinde bu hormonu düşürebiliyor.

Sakızın binlerce yıllık bir geçmişi var
Sakız modern bir icat gibi görünse de, insanlar binlerce yıldır çiğnemek için farklı maddeler üretiyor. Bugüne kadar bulunan en eski sakız kalıntılarından biri, yaklaşık 8000 yıl önce İskandinavya’da huş ağacı kabuğu reçinesinden yapılmıştı. İlginç olan ise bu sakızlarda çocuklara ait diş izlerinin bulunması.

Sakızın etkileri hafif ve kısa süreli. Yoğun kaygı anlarında ya da çözülmeyen problemlerle karşılaşıldığında her zaman işe yaramıyor. Ancak küçük bir destek arayanlar için, zahmetsiz ve erişilebilir bir alışkanlık olduğu da bir gerçek. Ne pahalı ne karmaşık ne de zaman isteyen bir yöntem.
