Van Gogh, çizgi roman kahramanı olursa

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

ESRA KARA – İran doğumlu sanatçı Alireza Karimi Moghaddam ressam, karikatürist ve illüstratör. Lizbon’da yaşayan sanatçı Vincent Van Gogh’un eserlerini çizgi roman tadında yorumlamasıyla tanınıyor. Van Gogh’un duygusal derinliğiyle kendi Doğu kültürünün mistik ve şiirsel öğelerini birleştiren Alireza Karimi Moghaddam eserlerinde renk ve duygu arasındaki güçlü bağa odaklanıyor. Onun ürettiği eserler Van Gogh’un dehasını, tutkusunu ve sınırsız hayal gücünü alkışlıyor. Usta ressamın acılarından çok neşesini öne çıkaran bu eserler eğlenceli ve muzip bir enerjisiyle sanatseverler tarafından çok beğeniliyor.

■ Van Gogh’un eserlerini kendi çizgilerinizle yorumlamanızla tanınıyorsunuz. Nasıl başladı bu macera?

Van Gogh’un ruhuyla kendi iç dünyam arasında her zaman bir köprü hissettim. İkimiz de güzelliğe yalnızlık ve acı yoluyla ulaştık; ikimiz de renkle ve duyguyla hayata anlam katmaya çalıştık. Ancak aramızda bir fark var: Ben Doğu kültüründen, İranlı bir geçmişten geliyorum. Şiir, felsefe ve tasavvuf çocukluğumdan beri ruhumun bir parçası oldu. Dünyaya bakışım, varoluşu aşkla kavramayı öğreten dizelerle şekillendi. Belki de bu yüzden Van Gogh’u yalnızca trajik bir ressam olarak değil, anlam ve sevgi arayışındaki bir ruh olarak görüyorum. Eserlerimde onu, fırtınalı Batı’yla şiirsel Doğu’yu dengeleyen bir biçimde yeniden yaratıyorum. İki farklı insan duyarlılığının karşılaşması gibi.

■ En sevdiğiniz ya da etkilendiğiniz Van Gogh eseri hangisi?

Tüm eserleri arasında “Yıldızlı Gece” her zaman içimde yaşamıştır. O kıvrımlı gökyüzünde içsel bir hareket hissediyorum. Varoluşun müziği gibi. Bu tablo bana rengin yalnızca göz için değil, ruhun dili olduğunu öğretti. Bunun yanında “Ayçiçekleri” ise direnç ve umudu temsil eder. Bu iki eser bana, resimlerimde bir ritim arayışını bulmam gerektiğini gösterdi. Tutkuyla dinginlik arasında atan, hayata hâlâ inanan bir kalp gibi bir nabız.

■ Sizce Van Gogh, modern toplumun sanata bakışını nasıl etkiliyor?

Van Gogh bize sanatın onaya ya da övgüye değil, dürüstlüğe ihtiyaç duyduğunu öğretti. Yalnızlıkta ve başarısızlıkta bile insanın hakikatiyle yaşayabileceğini gösterdi. Bence çağdaş dünyamızın en çok ihtiyaç duyduğu ders bu. Kendi sanatımda da bu ruhu yaşatmaya çalışıyorum. Sanat, piyasanın bir ürünü değil, samimi bir içsel deneyimin sonucu olmalı. 

‘Yalnızlık tefekkürün ifadesi’ 

■ Yalnızlık teması eserlerinizde öne çıkıyor. Bu temayı sanatsal olarak nasıl ifade etmeyi seçiyorsunuz?

Yalnızlık eserlerimde sıkça tekrar eden bir tema, ancak hüznün değil, tefekkürün ifadesi olarak. Figürlerim genellikle sessiz mekânlarda, geniş gökyüzlerinin altında ya da doğayla iç içe görünür. Bu sahneler, bir insan ile kendi iç dünyası arasındaki sessiz diyaloğu temsil eder. Bence yalnızlık, kucaklandığında yaratıcılığın doğduğu yerdir.

■ Türkiye’den pek çok takipçiniz var. Kendinizi Türk sanatına yakın buluyor musunuz?

İran ve Türkiye, şiir ve müzikten renk ve form estetiğine kadar derin kültürel ve sanatsal bağlara sahip. Bu kültürel yakınlık, eserlerimin Türkiye’de de büyük ilgi görmesini sağladı ve sosyal platformda birçok Türk takipçim var. Türk izleyicilerin sanatımın insancıl ve şiirsel ruhuyla kurduğu bağı görmek beni çok etkiliyor. Umarım bu kültürel alışveriş devam eder ve genç nesillere, köklerine bağlı kalırken aynı zamanda evrensel düşünüp üretme cesareti veren bir ilham kaynağı olur.